
Ördekli ev: Bu evin önünden geçip de imrenmemek, kıskanmamak mümkün değil. Kendimizi içeri atmamak, ördekleri sevmemek, evin duvarlarını, ağaçların kabuklarını okşamamak için kendimizi zor tutuyoruz.
"Güzel bir deneyim yaşatmak", bizim pek de becerikli olmadığımız bir alandır. Sorunlu olduğumuz bu alanda, Polonezköylüler kendimi bildim bileli (eğer biliyorsam tabii) olağanüstü derecede başarılıdırlar.
Farklı olmanın avantajını kullanmanın iyi bir örneğidir Polonezköy. Yabancıları evelerinde ağırlamanın hoş karşılanmadığı bir ülkede, Polonezköylüler, evlerinin kapılarını ardına kadar açarak hem geçimlerini sağlamışlar, hem de İstanbul'un hırgüründen uzaklaşıp bir günlük de olsa, kendimize ait bahçeli bir evde gönlümüzce keyifli bir gün geçirmemizi sağlamışlardır. Gösterdikleri konukseverlik ve güzelim yemekleriyle nice İstanbullunun gönüllerini kazanmışlardı.
O güzelim evlerini bizimle paylaşmak, Polonezköy'ün başarısının yalnızca başlangıcıdır. Çevrelerini, doğayı ne yapmışlar da etmişler ve bizim açgözlülüğümüze karşı bugüne kadar koruyabilmişler, bilemiyorum. Ancak, herkesin bir eve gidip akşama kadar orada kalması, yani bir aşağı bir yukarı turlayacak bir piyasa alanının olmaması Polonezköy'ün korunmasına destek vermiş diye düşünüyorum.

İstanbul Modern yönetimi, sergi küratörünü acilen Polonezköy'e "inceleme ve tetkik" gezisine göndermeli. Sanki bu ülkede taş kullanılmamış, ahşap kullanılmamış gibi Müzede demirden başka bir malzemeden yapılmış heykel yoktu.
Polonezköy'deki küçücük "Heykel Parkı" bende İstanbul Modern'den daha fazla heyecan uyandırdı. Yıllar önce Kopenhag'da bir kilisenin bahçesinde gördüğüm heykelin yaşattığı duyguyu yeniden yaşadım. Heykeltraş, kilise mimarisinin formlarını modern dünyaya göre yorumlamaya, anlamlandırmaya çalışmıştı. Polonezköy'deki heykeller de geleneklerini, tarihlerini bu güzelim yeni çevrenin dokusuyla, ağacıyla, çalısıyla bütünleştirerek, sanatın taklit etme, benzerini yapma değil, yeniden anlamlandırma çabası olduğunu bizlere hatırlatıyorlar. Mimar Sinan mezunu Polonezköylü heykeltraşların heykellerini yaparken yaşadıklarını tahmin ettiğim keyiflerini şahsen çok kıskandım.
Camilerimizi ibadet yerleri, Atatürk heykellerimizi şükran anıtları olmaktan çıkarıp, "terbiye etme" amacıyla, farklılıklara gözdağı verme niyetiyle kullanmanın örneklerini vatanımızın her köşesinde görebiliyoruz. Polonezköy'deki bilmem kaç metrelik Atatürk heykeline bakar bakmaz bu "çarpık niyeti" anlamak hiç de zor değil. Cami mimarimizin ve Atatürk heykellerimizin çirkin ve ilkel olmasının gerisinde biraz da bu sevgisiz, baskıcı yaklaşım var sanıyorum.
Polonezköy'de, ziyaretçilerin zengin bir deneyim yaşamaları için hemen hemen her şey var. Türkiye'de eşi benzeri bulunmayan bu köy için 400 kişilik nüfusun her birine teker teker saygı ve şükranlarımı sunarım. Keşke bu eşsiz deneyime yaraşır bir web siteleri de olabilse idi.
İletişim meraklılarına not: "İmaj, algı" diye debelenenler var ya, bakın Polonezköy örneğinde bu kavramların tümü taca çıkıyor, gereksiz oluyor; zira gerçek, samimi ve keyif verici bir deneyim yaşıyoruz. Kalıcı olan bu işte; deneyim.
Deneyimcilik konusundaki düşüncelerim için bu yazıyı okuyun: İmajdı, algıydı anlamayız, biz deneyimciyiz arkadaş
Deneyimcilik konusundaki düşüncelerim için bu yazıyı okuyun: İmajdı, algıydı anlamayız, biz deneyimciyiz arkadaş















0 yorum:
Yorum Gönder