Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Pazar, Ocak 04, 2009

Şirketlerin "internet ve iletişim zekasını" yükseltmek zorundayız

Birinin yere çöp attığını görsek ve konuyu irdelemeye başlasak, konu genelleşir, genelleşir, "Bu memleket adam olmaz!" noktasına gelirdi, eskiden. Geçen zaman içinde epeyce gelişme oldu, küreselleşme devreye girdi, şimdi, "Bu dünya adam olmaz!" noktasındayız.

Karşılaştığımız en küçücük sorunun, en ufak tersliğin uzun bir merdiveni vardır, ve değil küresel, uzaysal, varlıksal bir boyutu bulunur muhakkak. Ama konu ne kadar derin ve ne kadar büyük bir sorunun parçası bile olsa, sokağa atılan o küçük çöpü yerden alıp çöp tenekesine atmamız gerekecektir. Başlangıç noktamız hep bu küçük ama gerekli hareket olmalıdır.

"Web yapma aşk yap," tam da budur işte, bir yandan eğilip yerden o kağıdı alıp çöpe atmak, diğer yandan da o kağıdı çöp olarak yere atmayanların sayısını çoğaltmaya çalışmak için çabalamak. Bunu çok da iyiliksever bir insan olduğum için yapıyor değilim; kendi yaşam kalitemi arttırmanın doğru ya da yanlış, safça ya da akıllıca, kahramanca ya da korkakça, sorumsuzca ya da sorumlulukla, geçerli ya boşuna bir yöntemi olarak yapıyorum. Ben webde yere atılan çöplerle uğraşırken, siz de büyük ihtimalle hastanelerde, eğitimde, düşünce dünyasında, toplumsal ahlakta, evinizde, işyerinizde ya da hayatınızın bin bir güzelim dakikasının içine atılan çöpleri temizlemekle uğraşıyorsunuzdur.

Bu blogda, web, tasarım, iletişim, internet konularında yapılan işleri değerlendirmek ve bazılarına iyi, bazılarına kötü demek zorundayım; yıllardır kazandığım tecrübeyle bu mıntıka temizliği yapma hakkını kendime tanıdım. Kim bilir ne emeklerle, uğraşla yapılan işlere "kötü yapılmış" demek, demekle kalmayıp bunu yazmak sanmayın ki çok kolay, benim açımdan üzücü. Ancak kötü bir işi görmezden gelmek ya da "İyidir, güzeldir," demek çok daha zor.

Sözü, 2008'in sonunda büyük iki şirketin yaptığı iki "naif" davranışa getireceğim; Türkiye İş Bankası web sitesi ve Eczacıbaşı yılbaşı kartına. Güzel yapılmış, eksik yapılmış, bunları bir tarafa koyalım, ancak her ikisinin de "büyük günahı", müşterisine "kendini özel hissettirememe" suçudur. "Kendimizi özel hissetme" talebimiz o kadar tavan yapmıştır, tüketicilerin gemlenmesi neredeyse imkansız öylesine büyük şımarıklılığıdır ki, hizmet aldığımız şirketlerin her hareketinde, her nefes alışında kendimizi özel hissedecek bir "nucleus" arar hale geldik. Sevgilimizden, anne babamızdan, arkadaşımızdan, yakınlarımızdan almamız gereken bu hisleri vermeye şirketler talip olduğundan beri, sevgili listesi yapmayı bırakıp, sevdiğimiz şirketler listesi yapmaya başladık.

İki büyük şirketin ortaya koyduğu "naiflik" belki tekil örnek olarak çok önemli gibi görünmeyebilir, yani dünyanın sonu değildir, ancak Süpermen'in x-ışınlı gözlerine sahip olmasam da, sorunun kaynağını ve ırmağın hangi denize aktığını görebilmenin zor olduğunu sanmıyorum.

Web bütçeleri artmadan işe yarar sonuç alamayız


Büyük şirketler, web sitesine olan bakışlarını artık değiştirmelidirler. Web sitelerinin yapımını bir film prodüksiyonu olarak ele almak, yaşam süresini bir televizyon kanalı gibi sürdürmek zorundadırlar. Yapım bütçelerini kesinlikle 100.000 doların üzerine çıkarmalı, yıllık bütçelerini 500.000 doların altına düşürmemelidirler. Bunu yapmadıkları sürece, web sitesini o şirketin ya da şu şirketin yapması hiç bir şeyi değiştirmez, şansına iyi bir tasarımcıya denk düşerlerse eli yüzü düzgün olur, ama daha ileriye gidemez.

Şöyle düşünün; Türkiye'nin en büyük bankalarından birinin web sitesi değişiyor, ama bundan kimsenin haberi olmuyor. İnternette bir arama yapıyorsunuz, benim gibi 2-3 kişinin dışında bu konudan haberdar olan ve iyi kötü görüş belirten kimse yok. Neresinden baksanız bir bankanın web sitesini değiştirmek şusuyla busuyla 6 aylık bir süreçtir en az. Bankanın halkla ilişkiler şirketi durumdan vazife çıkarmamış, reklam şirketi olayın mahiyetine uzak kalmış, bankada bu işlerle görevlendirilenler önlerindeki işe bakmaktan bir perspektif, vizyon geliştirememişler.

Halkla ilişkiler ve reklam şirketleri, var olan bütçeyi, anlamadıkları, tam da uzman olmadıkları, başa çıkamayacakları mecralara yönlendirmek istemezler. Bir kaç yıl önce, dünyadaki genel eğilim, reklam şirketlerinin web şirketlerini satın alması yönündeydi, bunu kendi bütçelerini sağlama almak için yapıyorlardı, webi daha iyi yapmak, interneti daha etkin kullanmak için değil. Oysa işin doğrusu, internet şirketlerinin reklam şirketlerini satın alması olmalıydı. Ancak, şirketlerin reklam ve halkla ilişkiler şirketlerine aktardıkları bütçeler ile internet şirketlerine ucundan koklattıkları bütçeler arasında öylesine büyük bir fark var ki, finansal olarak böyle bir alışveriş hiç bir zaman mümkün olamazdı zaten.

Katılımsız, festivalsiz, duygusuz iletişim


Öğrenme engelli çocuklar okullarının logosunu çalışıp yaratıcı işler ortaya çıkarmış olsalar, sergi açıp ya da kart olarak bastırıp bunları satışa sunsalar, çocukların eğitimine katkı vermek için kartları para verip alırdık. Hatta eminim ki çoğumuz, hatta hepimiz, para verdiğimiz bu kartlara baktıkça bir çeşit huzur bulur, gönlümüzde değerli bir yere oturturduk. Eczacıbaşı'nın, koskoca şirketin çocuklarla yarışacağı kimin aklına gelirdi? Gelmezdi.

Her iki durumda da reklam ve halkla ilişkiler -ya da iletişim, ne derseniz deyin adına- şirketleri, şirketlerin kendileri sınıfta kalmışlardır. Müşterileri başından beri her aşamada işin içine katabilecekken, hem süreci hem de sonucu bir festival gibi yönetebilecekken, interneti sıkıp suyunu çıkartabilecekken bunların hiç birini yapamamışlardır. İletişimi deneyim değil de "imaj, algı yönetimi" düzeyinde ele almanın derin bataklığından duygularımızı kıpırdatan sıcak bir ses çıkamamıştır.

Bu yazıyı bugünkü Vatan Gazetesinde Elif Ergu'nun röportajından, 4 kıtada 278 beton santrali kurmuş Elkon'un sahibi Mustafa Alpagut'un bir sözüyle bitirmek istiyorum:

"Türkiye’yle anlaşamıyoruz. Kalitemiz ve fiyatlarımız yüksek. Türkiye’de şirketler ucuz çözümler arıyor. Biz geçen sene 150 beton fabrikası kurduk. Bunu alanların hiçbiri cahil değil, milyonlarca [dolar] yatırım yapan büyük şirketlerle çalışıyoruz. Onların da parası kıymetli."

0 yorum: