Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Perşembe, Şubat 26, 2009

2109'u "farklı olanların yılı" ilan ediyorum



Sahip olduğu minimal zekasıyla çok da ileriye gidemeyen bir arkadaşım, Londra'da beni görünce, "Züppe olmuşsun," diye düşüncelerini ifade etmişti. (Aslında daha kaba bir kelime kullanmıştı ama onu yazmayayım şimdi.) Yıllar sonra, Ankara'daki Kocatepe Parkında reklam fotoğrafı çekimi sırasında fotomodele tecavüz edemiyor olmanın hıncıyla bana saldıran ülkücü grup da aynı kelimeyle kendilerini ifade etmişlerdi.

Aslında, "Sen farklısın ve bunu açıkça ifade edebiliyor olmandan hiç hoşlanmadım," demek istiyorlardı. Farklılık bir "benlik" meselesidir. Yani, farklı doğulur, sonradan farklı olunmaz. Çocuklar daha çok küçük yaştayken farklı olduklarını "fark ederler". Bu ilginç bir süreçtir; çocuk sürekli olarak kendisini yakın çevresindekilerle karşılaştırır, ancak kendisine benzeyen, kendini "ilişkilendirecek" birisini bulamaz, yabancılaşır. Ya da aile olarak farklıdırlar, çevreleriyle olan ilişkilerini mümkün olan en alt düzeyde tutarlar.

Farklılığını keşif süreci herkes için değişik seyir izler: Zekası dolayısıyla kendini farklı hisseden bir çocuk, farklılığından utanmaz. Bir otistik, kendisine farklı davranıldığını fark eder ve geri çekilir. Eşcinselliğini fark eden çocukların büyük bir kesimi kendinden utanır, kendini tedavi etmeye çalışır. Kavramsal düşünme yeteneğiyle farklılaşıyorsanız megolaman olmamanız mümkün değildir. Obsesif davranış alışkanlığınız varsa kendinizi suçlama seanslarınız eksik olmaz. Yani farklılığınız karşısında neler hissedeceğiniz büyük oranda, normallerin size davranışları çerçevesinde, onların değer skalası çerçevesinde ortaya çıkar.

"Züppe olmak," farklılığınızın değerini keşfedip kendinizle gurur duymanız ve de üstelik bu gururunuzu deklare edebilmeniz demektir. Gururunuzu gençlik döneminde nasıl ifade edebilirsiniz? Kıyafetinizi değiştirirsiniz, erkekseniz saçınızı uzatırsınız, kadınsanız kısaltabilirsiniz, pantolonunuza "Damn you" etiketi yapıştırırsınız, kurumsal ilişkileri küçümseyip açık ilişkiler yaşarsınız, değerler sisteminizi birer birer oluşturup, normal dünyada kendinize yer açmaya çalışırsınız.

Farklı olmak, bir anlamda gezici sirkin doğal üyesi olmak demektir. Her şehre gidip her cins insanla iletişim kurabilirsiniz, dost, arkadaş olabilir, geçici olmak kaydıyla tutkulu aşklar yaşayabilirsiniz ama yerel PTT'nin memuresiyle, ya da bankanın cevval yakışıklısıyla evlenip yerleşik hayata geçemezsiniz. Siz her zaman bir sirkin aslan terbiyecisi, cücesi, trapezcisi, ya da palyaçosunuzdur, gösteri bitince arabanıza atlayıp sirkle birlikte gitmeniz gerekecektir. Sirkin kılıç yutan güzel genç kızı, eğer aslan terbiyecisini kendisine yakıştıramıyorsa, trapezciyi ayartmaya bakacaktır çaresiz.

Bir yoruma göre (yani benim bir yorumuma göre) medeniyet, farklı olanların kendilerine yer açmak için yaptıkları mecburi hareketlerin sonucu olarak ortaya çıkar. Normal insanların, ne kadar korksalar, nefret etseler de farklı insanları taklit etmeye dayanılmaz bir çekim hissetmeleri tek başına bile şempanzeden geldiğimizi kanıtlamaya yeter bir ipucudur kanımca. Normal insanların tarihi, farklılara öykünme ve öykündükleri her şeyi kalitesizleştirip, anlamsızlaştırıp yüzlerine gözlerine bulaştırmanın tarihidir, her dönemde.

Başka bir yoruma göre (yani benim başka bir yorumuma göre) normal insan yoktur, kendini normal görmeyi seven, benimseyen farklı insanlar vardır. İnsanın doğal yapısı, benzeşmekten huzur duymak üzerine kuruludur. Birlikte yaşamak istediğiniz insanlarla itişmemek için farklılıkları gönüllü olarak törpülemeye çalışırız. Ancak her farklılık törpüleme harekatının arkasında dibinde, diğerlerinin de bizim gibi olmasını dilemek istemek vardır. Farklılığın en büyük düşmanı biraz da budur sanıyorum.

Lisedeyken AFS (American Field Service) sınavını kazanmama sebep olan iki kilit cevabım vardı. Konuyla ilgisiz olan birincisini geçersek, "Nasıl arkadaş seçersin?" sorusuna, "Kendimden farklı olanları seçerim," cevabım bana bu mülakatı kazandırmıştı. "Benzeşme"ye antipatim ve "genişleyerek büyüme"ye sempatim o zamanlardan bu yana su üzerinde yüzüp durmaktaydı yani. Medeniyet her zaman benim de sempati duyduğum ikinci yolun sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Büyük toplumsal hareketlerin ilk başlarda büyük zihin açıklıkları yaratmasına rağmen, hareket güçlenip her şey birbirine benzeştikçe devasa hapishanelere dönüşmesinin nedeni bu basit denklemde yatar diye düşünüyorum. Bu teoriyi test etmek için tarihte çok uzaklara gitmeye gerek yok, yakın çevrenizde onlarca örnek bulabileceğinize eminim.

Diğer bir yoruma göre (benim diğer bir yorumuma göre) farklılıklar cemaatleştikçe sağlıklı hücreler kanserli urlara dönüşmeye başlar. Bu ikisinin arasındaki geniş ve büyükçe alanda normal insanlar yaşar. Normal olmaya ne kadar karşı olursam olayım, ne kadar aşağılarsam aşağılayayım, medeniyetin hamurunu oluşturduğu gerçeğini de değiştiremem. Yani normal olmak aslında güzeldir, huzur vericidir, kalıcıdır. Hepimize üzerinde yürüyüp dilediğimizce hoplayıp zıplayabileceğimiz bir zemin oluşturur. Bizlere anne ve baba gibidir. Ne kadar karşı çıksak ve bağımsızlığımıza kavuşmak istesek de, bizim besleyici ana kanalımızdır, ve hiç bir zaman kopamayacağımız gönül bağımızdır.

Eğer yazıyı buraya kadar okumuşsanız, hepimizin hem farklı, hem normal hem de zararlı ur olma potansiyelimiz, eğilimimiz olduğu, olabileceği konusunda bana katılırsınız umarım. Belki bir ömrümüze her üçünü de sığdırabilir, ya da bir tanesinde yaşayıp gidebiliriz, bilemiyorum.

Not: 2109'a kadar beklemek istemeyenler, kutlamalara şimdiden başlayabilirler.

0 yorum: