Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Cumartesi, Şubat 07, 2009

Mona Lisa'nın sırrı

Bir konferans salonunda yüzlerce kişinin önünde konuştuğunuzu düşünün. Gözlerinizle tüm dinleyicileri tarayıp aralarından kendinize 5-6 örnek kişi seçersiniz. Sizi dinlemeye çok heveslilerden bir tane, düşüncelerinize en başından itiraz edeceği belli olan bir diğerini, neden orada olduğundan pek de emin olmayan bir "misafir"i, sizi görür görmez ilgisini kaybedip önüne bakanı ve sizi görev gibi dinleyip not alacaklardan bir kişiyi seçersiniz. Konuşmanız boyunca onların tepkilerini, katılımlarını ölçüp, kendi "rating"inizi düzenlersiniz; çok sıkılan birini harekete geçirmek için hoşlanacağı bir konuya geçer, ciddilik dozu yükseldiğinde gözlerini çırpıştırıp esneyenler çoğalınca rahatlatıcı bir espri yapmayı denersiniz. En ilgisiz kişiyi bile söylediklerinizle ilgilendirip tek bir dinleyici kaybetmeden konuşmanızı bitirmek, o bir saat boyunca en büyük, hatta tek amacınızdır.

Konferans konuşmacılığının bir tür "interaktif etkinlik yönetimi" olmasına karşın, yazı yazmak, şimdi yaptığım gibi blog yazarlığı ya da edebi yazarlık, "kendi başınıza" yapılan bir faaliyettir. Evet, yazı yazarken okurlarınızı hedeflersiniz, onları düşünürsünüz, ancak gerçekte tüm yazılar tek bir kişiye yazılır. Bu tek kişi, hayran olduğunuz bir yazar, ustanız, şu sıralar gündemde olan Altan ailesinde olduğu gibi babanız, eşiniz, eski yeni ya da platonik sevgiliniz olabilir. Bunu siz açıklamadan kimse bilemez. Hatta bir kadına yazdığınız aşk şiirini gerçekte başka bir kadın için yazmış bile olabilirsiniz.

Eğer "naif" bir yazar değilseniz, yani edebi eğitim görmüş, çeşitli dönemlere ve türlere ait kitaplar okuyup inceleyip yetişmişseniz, bir "disiplin"e adım atmışsınız demektir. Disiplin; geçmişi, tarihi, tartışmaları, kuralları, çözümleri, formülleri olan bir anlatım ve keşif alanıdır. Ressam Yves Klein, sergisindeki düz maviye boyanmış tablosu için, "Bunu ben de yaparım," diyen ziyaretçiye, "O zaman beni taklit etmiş olursunuz," derken, yalnızca resim disiplinindeki bir kilometre taşını yerine oturtmuş olduğunu değil, içinde bulunduğu disiplini de "ti"ye almış olduğunu ifade ediyordu.

Hangi disipline dahil olursanız olun; yazar olun, tasarımcı, heykeltraş, mühendis, matematikçi, yol alabilmeniz, başarılı sayılmanız için o disiplinin problemlerinin çözümüne katkıda bulunmanız gerekir. Bir gökbilimcinin galaksimizde yeni bir yıldız ya da gezegen bulabilmek için 8-10 yıl boyunca gece gündüz çalıştığını düşünün. Eğer bu çok medyatik olmayan disiplinin bir üyesi değilseniz, bilinen milyonlarca yıldıza bir tane daha ekleyebilmek için insanın yaşamının önemli bir dilimini harcamasını saçma bulabilir, keşfi yapan kişinin neden ciddi ciddi büyük bir kahraman olarak görüldüğünü hiç bir şekilde anlayamazsınız.

Keşif yapmak, dahil olduğunuz disiplinin kurallarını temelden değiştirebilmek, çözülemeyen sorunlardan 10 tanesini çözüp, 100 tane çözülmesi gereken yeni sorunları ortaya koyabilmek, bir insan için, bazı insanlar için dünyanın tüm keyiflerinin, zenginliklerinin üzerinde bir tat, lezzet demektir. Biz buna yaratıcılık diyoruz; sanat olsun, bilim olsun, zanaat ya da mühendislik, ne olursa olsun. Ve tüm yaratıcılar, böylesine devasa enerjiyi, adanmayı, zihin açıklığını hep o tek kişiye borçludur; yaratıcının tüm organlarını böylesine seferber eden, kalbi beyne oksijen üretmek için var gücüyle çalıştıran o tek kişiye karşı sahip olduğumuz duygularımızdır.

Yukarıdaki Mona Lisa resmine tıklarsanız, Louvre Müzesi'nin web sitesine gideceksiniz. Gittiğiniz sayfada, Leonardo da Vinci'nin bu resmi hangi koşullar altında yaptığını, resim disiplinindeki hangi kuralları nasıl değiştirdiğini, tekniğinden ışığına, bu resmin ne tür bir değer taşıdığını anlatan bir sunum izleyeceksiniz.

Sunumu izlemenizi önemle tavsiye ederim. Ancak şu aşamada izlemeseniz bile, Mona Lisa'nın gülüşü hakkında sayısız yazı, anekdot hatta fıkra okumuşsunuzdur. Lütfen tüm bunları unutup, yukarıdaki resme bir daha dikkatle bakın. Bir sürü ayrıntıya dikkatinizi çekebilirim; mesela, dudağın sağ ucundaki "mutlu" kıvrımı oluşturan gölgeyle, sağ gözünün sağındaki "endişe"yi çağrıştıran gölge gibi, en az yirmi tane "ifade" ayrıntısına dikkatinizi çekebilirim. Ancak, ben daha çok, Mona Lisa'nın kişiliğine dikkatinizi çekmek istiyorum; içedönük, hayalci, duygusal, depresif kişiliğine. Leonardo da Vinci'nin kişiliğindeki bir insanın tam da aşık olabileceği bir profil. Yalnızca dudaklarında değil, zihninde, düşüncelerinin serinliğinde, hayallerinin zenginliğinde yolculuk yapabileceğiniz bir profil. Leonardo da Vinci'nin bu resimdeki başarısı, büyük ihtimalle platonik olarak sevmiş olduğu bu kadının tüm içsel ayrıntılarını anlayabilmiş, çözümleyebilmiş ve resme aktarıp ifade edebilmiş olmasıdır. Büyük bir samimiyet ve tutkuyla ifade edebilmiş olmasıdır. Bence Mona Lisa'nın sırrı budur.

0 yorum: