
Brazil -film (1985). Arama motorları, yukarıdaki resmi ve bu altyazıyı neden koyduğumuzu, aşağıdaki metinle ilişkisini ve nasıl anlamlandırılması gerektiğini anlayamayacaktır. Bu resmin yazının sonundaki tezle ilişkili olduğunu burada kelime kelime yazdığım halde anlayamayacaktır. Anlayamayacağını bildiğim halde bu resmi ve altyazıyı buraya koyduğum için de arama motorlarının kurduğu sistem beni hiç sevmeyecektir. Yukarıdaki resim, arama motorlarına takılmak istemeyen bir adamın öyküsü. Bir hayalin peşinde koşarken gerçek hayatta başı fena halde belaya giren bir adamın "uyutulduğu" sahne. Dudağındaki keyif ve bakışındaki endişesiyle neredeyse modern bir Mona Lisa.
İnternetten önce, BBS (Bulletin Board System) denilen paylaşım alanları vardı. O zamanlar 300-500 dolar olan modemlerle telefon hattından amatörce işletilen bu alanlara bağlanıp mesajlaşma yapar, forumlara katılır, çeşitli programlar indirirdik. Bilgisayarla evimizin, ofisimizin dışına ulaşabilmenin verdiği heyecan dışında tabii ki İnternet ile karşılaştırmak hiç de mümkün değildi.
İnternet ile "dışarıya ulaşma ve paylaşma"nın tam anlamını fark edebildik, görebildik. Benim fark ettiğim en önemli konulardan birisi, yalnızca benzer ilgi alanları değil, kişilik olarak da benimle tıpa tıp, neredeyse klonlanmış, onlarca yüzlerce benzerimin dünyanın çeşitli ülkelerinde var olduğu idi. Daracık çevrenizde "tek" olmanın avantajını kullanabilmişseniz bu sizin için kötü haberdir tabii ki, ancak "tek" olmanın yalnızlığıyla baş etmek zorundaysanız, büyük bir rahatlama hissini yaşayabilirsiniz. İnternet bunu bana yaşattı.
İnternet, yalnızca dünyadaki eşdeğerlerimizi (klonlarımızı) tanıma yolunu değil, büyük bir bilgi birikimine ulaşmanın da yolunu açmıştı. Özellikle, bir türlü aradığımızı bulamama özelliğiyle dünyadakilerden ayrışan Türk kitapçılarına mahkumsanız, mahkumduysanız, İnternet size okuyabileceğinizden çok daha fazla kaynağa ulaşma imkanı vermişti.
Masanızda son hızla birikmeye başlayan her biri 600-800 sayfalık mesleki kitapları seyrede seyrede, tsunami gibi üzerinize gelen bilgi kaynaklarından nasıl faydalanacağınızı da öğrenmek zorundaydınız. Binlerce sayfanın içinde işinize en çok yarayacak sayfaları seçmeye çalıştıkça, yeni bir uzmanlık alanını daha ister istemez keşfetmek zorunda kalıyordunuz: Aradığınız bilgiyi en çabuk ve en net olarak nerede ve nasıl bulacağınızı bilebilme uzmanlığı.
Arama motorları, web sitelerine insan gözüyle değil "motor" beyniyle baktıklarından, web sitelerindeki bilginin enformasyon parçacıklarına dönüşmesini teşvik ettiklerinden dolayı "aşılması" gereken sistemler olarak algılanmalı.
Arama motorlarının, internetteki bilgiyi anlamlı bir düzen içinde size ulaştırmaları konusunda 1990'lardan bu yana ne kadar yol aldığını sorarsanız, bence pek de bir yol alamadılar. Yeteneksiz web tarayıcılarla birlikte webin en geri kalmış alanlarını oluşturuyorlar. Ama şunu yaptılar; arama motorunda ilk sırada çıkma çılgınlığını paraya tahvil edebilmenin yolunu buldular.
Aramalarda ilk sırada çıkmaya çalışan "beleşçiler" ile bunları berteraf etmeye çalışan arama motorları arasındaki savaş son hızıyla devam ediyor. Birinin bulduğu yöntemi, öbürü geçersiz kılmaya çalışıyor. Arama motorları beleşçilerle mücadelede bütün kaynaklarını kullanırken, web sitelerini taramada hala 10-15 yıl önceki teknolojilere bağımlılar. Web sitelerini yapanlar, arama motorlarına kendilerini beğendirebilmek için kullanıcıların yararına olabilecek teknolojilerden (bkz. AJAX) vazgeçmeyi seçiyorlar, inovatif, icatçı denemelerden uzak duruyorlar.
“Arama motoru çılgınlığı” yalnızca bilgiyi nasıl aldığımızı, almaya çalıştığımızı değil, bilgiyi nasıl sunduğumuzu da derinden etkiliyor, değiştiriyor. Bir kere, şu anda okumakta olduğunuz gibi “bir yerden başlayıp başka bir konuda kıvrılıp sağa dönüp yeni bir kavramın tepesinden aşıp bir ovaya ulaşarak bakış açısını sizi sunmaya çalışan” bir yazı, yeni sistemde “out” oluyor. Hangi konudan söz edecekseniz, başlığınızdan son satırına kadar o konuya ve kelimeye sadık kalmanız gerekiyor. Arama motorları, hiçbir benzetmeyi, alegoriyi, ironiyi, şakayı kaldırmıyor. Kelimelerle koşa oynaya yazı yazamıyorsunuz, “anlatım sanatı” denen disiplindeki tüm uzmanlığınızı klavyenin başına geçer geçmez unutmanız gerekiyor.
“Web yapma aşk yap” adlı bu site, arama motorlarının en gıcık olduğu her türlü musibeti içinde barındıranlardan biri. Adında “tasarım” yazmadığı için doğru müşteriyi buraya yönlendiremiyor. Cinsel tahrik dönemini yaşayan müşterisini de adındaki “aşk yapma”dan dolayı buraya getirerek küfür yiyor. Kelimeleri efendice ve tek anlamıyla kullanmadığı için ne doğru dürüst sınıflandırabiliyor, ne de başka dile çevirebiliyor. Web sitesinin adını İngilizce’ye “Web to make love” diye çevirince yalnızca Türkçe değil İngilizce kullanıcıların da tahrik dönemlerini tehlikeye atıyor.
Kelimelerin, kavramların ve anlamların çeşitlendirilmesini kısıtlayıp öldürdükçe “bilgi” denilen narin yaratık, başka ovalara, kırlara göç eder. Geriye “enformasyon” dediğimiz işlenmemiş “veri”den hallice, ancak binlerce yıllık insan uygarlığının hiçbir birikiminden nasiplenmemiş 10-15 satır yazı, bir de Nokia N8000 telefonunun fotoğrafı kalır. Arama motorları, web sitelerine insan gözüyle değil "motor" beyniyle baktıklarından, web sitelerindeki bilginin enformasyon parçacıklarına dönüşmesini tembellikleri ve para hırslarıyla teşvik ettiklerinden dolayı kanımca artık "aşılması" gereken sistemler olarak algılanmalı. Wikipedia bu konuda bize küçük de olsa bir ipucu sağlayabilir. İnternet hepimizin ufkunu açtı, arama motorlarıysa bizi küçük kompartmanlara hapsetmeye çalışıyor.












0 yorum:
Yorum Gönder