
Fotoğraf: Jennifer Taylor
21. yüzyıl, dünyanın en büyük bestecisi, müzik sanatçısı olarak daha en birinci gününden Fazıl Say'ı seçmiştir. Yüzyılın son gününe kadar da bu seçim değişmeyecek, Fazıl Say, müziğin Picasso'su olarak dünya uygarlık tarihindeki yerini alacaktır.
Yıllar önce bestelerini ilk kez dinlediğim andan beri onu gözlerimden yaşlar akmadan dinleyebildiğim tek bir zaman dahi olmadı. Fazıl Say, benim için yaşamım boyunca içimdeki güçlü bir özlemin, genlerimdeki yüzlerce, binlerce yıllık duyguların, seslerin, müziğin eşsiz bir yorumcusu, sentezcisi, yaratıcısı, beklemekten bir türlü vaz geçmediğimiz, vaz geçemediğimiz bir sanat mehdisi, "umut" dediğimiz ve bizi yaşama bağlayan bir anlam varsa, onun gerçekliğidir. İçime işleye işleye birbiri ardına ve katman katman dizdiği sesleri dinledikçe, benden en son isteyeceğiniz şey, gözyaşlarımı tutmak olurdu.
Babası Ahmet Say'dan aklımda kalan tek güçlü izlenim, gözlerindeki, sesindeki, ellerindeki inanılmaz "hassasiyet"ti; avcunda bir mücevher vardı, 10 yaşında inanılmaz yetenekli bir oğlu vardı ve tek bir hata bile yapmadan onu dünyaya armağan etmesi gerektiğinin sadece farkında değil, aşikar bir şekilde donanımlıydı da. (Kimbilir kaç tane Fazıl Say'ın hoyrat ellerde kuruş gibi harcandığı ve harcanacağını burada söz konusu etmek istemiyorum.)
Canım dostum bana doğum günümde Fazıl Say DVD'si hediye ettiğinde, tabii ki başına nasıl bir dert aldığını da bilmiyordu, gözlerimden sicim gibi akan yaşlara bakıp benim pek de normal olmadığımı bir kez daha teyit etti kendine. Aslında bugün babamın doğum günü. Benimki Şubat'ın 13'ündeydi. Evet, o gün aldığım en güzel hediye oldu Fazıl Say, ama bir gün sonra sadece tek bir satırla sakin ve sessizce açan erken bir bahar, en değerlisiydi.















0 yorum:
Yorum Gönder