
Kalp cerrahı Dr. Mehmet Öz'ü en son Oprah'ın kalp sağlığına ilişkin bir programında izledim. Öz, ele aldığı her konuyu en fazla 2-3 cümlede hepimizin anlayacağı şekilde ortaya koymasıyla beni kendine hayran etmiştir. "Emmm, immm," gibi beklemeler, tereddütler yaşamadan ve ne kadar çetrefilli de olsa konu, "hijyenik" bir anlatımla her zaman bizi rahatlatıp güvenimizi kazanmıştır.
Web iletişiminde, yıllardır savunduğumuz anlatım tarzı ve strateji hep bu tarz olmuştu: Hiç kimsenin bir cümle, hatta iki kelimeden fazlasını okumadığı bir ortamda, söylemek istediklerimizi derhal, hemen ve çabucak vermenin doğruluğunu önere geldik.
Son altı aydır medyanın dikkatini çeken politikacı Kemal Kılıçdaroğlu, bize bütün bildiklerimizin eksik, hatta yanlış olabileceğini gösterdi. İletişim ve iletişim stratejilerinde daha önce görmediğimiz bir "metod" ortaya koydu.
Kemal Kılıçdaroğlu, içedönük, kalender, işine bağlı, samimi bir görünüme sahip, açık ve zaman zaman "satirik" bir anlatımı var, Erdal İnönü'nün "halk tipi" versiyonu gibi. Kılıçdaroğlu'nun iletişim açısından bana göre çok ilgi çekici iki özelliği var:
Birincisi, rakiplerini kendi arenasına çekebilme yeteneği neredeyse benzersiz. Şimdiye kadar kimse, onun tanımladığı arenaya gelememe gücünü gösteremedi. Meşhur "Tosun kim?" operasyonunu biliyorsunuz, başbakan bile Kılıçdaroğlu'nun arenasına gelmek zorunda kalmıştı.
Radikal'den İsmet Berkan, "Az sonra" yöntemi dediği, Kemal Kılıçdaroğlu'nun rakibini "arenaya çekme" tarzını hiç sevmediğini yazmıştı. Akşam'dan iletişimci Ali Saydam da, başbakanı defalarca "Kılıçdaroğlu'nu muhatap almayın, cevap vermeyin," diye uyarmanın yanısıra, muhatap alınması dolayısıyla Kılıçdaroğlu'nun sivrildiğini yazmakla kalmamış, kendisini içi boş "karalama kampanyası" yapmakla suçlamıştı, halen de yoğun şekilde suçluyor.
Her iki yazar da, sanıyorum, Kılıçdaroğlu'nun artık bir "gladyatör" olduğunu ve onun karşısına çıkmazsanız yenilgiyi baştan kabul etmiş sayılacağınızı göz ardı ediyorlar. Kılıçdaroğlu, soğukkanlı ve sabırlı şekilde bulunduğu noktayı siz ona gelene kadar terketmiyor, rakiplerinin er ya da geç arenaya geleceklerini biliyor.
Her iki yazar da, sanıyorum, Kılıçdaroğlu'nun artık bir "gladyatör" olduğunu ve onun karşısına çıkmazsanız yenilgiyi baştan kabul etmiş sayılacağınızı göz ardı ediyorlar. Kılıçdaroğlu, soğukkanlı ve sabırlı şekilde bulunduğu noktayı siz ona gelene kadar terketmiyor, rakiplerinin er ya da geç arenaya geleceklerini biliyor.
İkinci özelliği çok ilginç: Soruyorlar, "Siz PKK militanları ile Almanya'da geneleve gitmişsiniz, doğru mu?" diye. "Hayır gitmedim," diyor, "Benim PKK ile hiç bir ilişkim yok," diyor, bu çerçevede bir kaç cümle söylüyor. Televizyonun başında olan bizler, zihnimizde, "Tamam da, daha net bir kanıt ver," deyip dururken, Kılıçdaroğlu, vurucu cümleyi söylüyor, "Ben o tarihte Almanya'da değil, Ankara'daydım."
Soruyorlar; "İstanbul büyük bir metropol, sizin yönetemeyeceğinizi söylüyorlar," diye. "Devletin çeşitli yönetici kademelerinde bulundum, şunu yaptım, bunu yaptım,"diye devam ediyor, biraz sonra vurucu cümlesi geliyor: "Türkiye'nin en büyük 3. bütçesine sahip SKK'yı yönettim yıllarca," diyor.
Kılıçdaroğlu'na yöneltilen suçlamalar bize yöneltilse, çoğumuz, hatta hepimiz vurucu cümlelerimizi hemen ilk başta söyleriz. Sözlerimiz doğru da olsa, yalan da olsa sözümüzü hiç geciktirmeden söyleriz, zira beklersek inandırıcı olmadığımızı düşünürüz. Oysa Kılıçdaroğlu'nun yöntemi toplamda çok daha inandırıcı geliyor. Belli ki bunu taktiksel değil, doğal olarak yapıyor.
Normal hayatta da, webde de, doğruyu söyleyenler de, yalan söyleyenler de vurucu argümanlarını derhal söyleyip sonra bu argümanlarını güçlendirmeye çalışıyorlar. Webdeki "kandırmaca siteleri" bunu çok yoğun bir şekilde kullanıyor. Temel argümanlarınızı gerektiğinde biraz geri plana alarak aslında kendinizi "doğrucu mu yalancı mı" parametresinden de uzaklaştırıyorsunuz.
"Kılıçdaroğlu yaklaşımını" kendi işlerimde zaman zaman belli ki çok da bilinçli olmadan uyguluyordum. Zaten "deneyimcilik" dediğim yaklaşımda "pat pat" söyleme söz konusu olmuyordu. Şimdi bu konuda çok daha dikkatli ve bilinçli olmaya çalışacağım, formüllerimi daha farkında olarak oluşturacağım. Web ve genel olarak iletişimle uğraşanların bu konuda biraz kafa yormasında yarar var sanıyorum.















0 yorum:
Yorum Gönder