Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Cumartesi, Mart 28, 2009

Sahte ve gerçeğin peşinde: Robotik bir degüstasyon yazısı


Japon Mie Üniversitesi ve NEC işbirliğiyle geliştirilen "Winebot - Şarap Degüstasyon Robotu" yıllanmış şarapların gerçek mi sahte mi olduğunu kolayca ortaya çıkarabiliyor.
Elif Şafak, hiç okumadığım, hiç bir zaman da okumayacağım yazarlardan sadece bir tanesi. Burada onun adının geçmesinin sebebi, benim "başımızda boza pişirmek" dediğim, reklamcıların bir sürü terimle ifade ettikleri ama temelde "sahte"yi "gerçek" olarak bize zorla kabul ettirme çabalarının "Elif Şafak" adıyla yoğunlaşması son günlerde.

Adına yaşlanma mı derseniz, olgunlaşma mı, bunama mı, bilgeleşme mi, ne derseniz deyin, ama "yaş" olarak tanımladığımız bu "zorunlu zaman yolculuğu" meselesi ister istemez insanda "birikmeler ve eksilmeler" olarak bazı değişiklikler yaratıyor.

Elime aldığım bir kitabın, gelişigüzel bir sayfasını açıp içindeki her hangi bir cümleyi okuduğumda, kitabın gerçek mi sahte mi, iyi mi yazılmış kötü mü yazılmış, okunabilir mi okunulmaz mı, değerli mi değersiz mi olduğuna 2-3 saniye içinde karar verebiliyorum. Bunu özellikle arkadaşlarımın yeni aldıkları kitaplarda yapmayı seviyorum ve benim bu ukalalığıma kızsalar da her seferinde haklı çıktığımı teslim ediyorlar. Yani bir tür "kitap degüstatörü" oldum geçen yıllar içinde.

Annem yılda bir kez biz çocukları toplayıp doğup büyüdüğü kırsal yaşama götürürdü. Orada toprağı, hayvanları, bitkileri, ekinleri, hasatları, bağları, bağ bozumlarını, kırsalın insanlarını ve ilişkilerini öğrenmemiz için fırsat yaratırdı. Bir şekilde, çıplak ayaklarımızla o kocaman meşe fıçının üzerine çıkıp herkesle birlikte üzümleri ezmenin şarap, pekmez yapmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu "idrak" etmiştim ta o zamanlar. Ve sevdiğim konularda "degüstatör" olabilmek, o düzeye gelebilmek için hayat bana her zaman çıplak ayakla girişebileceğim bir platformu sağlamıştı, daha doğrusu ben hayattan ısrarla bunu talep edip almıştım.

"Ahlak", ya da "ahlakçılık" dediğimiz disiplin, gerçeği ve sahteyi birbirinden ayırmak, "toplu olarak ve herkes için" ayırmak konusunda kendini tek yetkili olarak kabul eder. Kah korkutarak, kah engelleyerek, yasaklayarak, teşvik ederek hem vicdanımızda hem de zihnimizde egemenlik kurmaya çalışır. Vicdanımızın yetmediği yerlerde fiziki engeller koyar, fiziki engeller yetmediğinde yaşamdaki en korkutucu ve en yıkıcı silahı, "toplumu" karşımıza çıkarır. Her ahlaki hareket ve teori, nasıl başlarsa başlasın, sonunda "sahteyi gerçek olarak zorla beynimize tıkıştıran bir canavar"a dönüşüverir.

Degüstasyon, gerçeği ve sahteyi birbirinden ayırmak ve lezzet konusunda uzmanlık kazanmak için kötüsüyle iyisiyle şarabın her cinsini tatmayı, her bileşimi denemeyi ve yaşamayı da zorunlu kılar ister istemez. Ahlak ise a priori olarak degüstasyona, yani yaşamı her şekliyle yaşayarak kendine özgü lezzetlere ulaşmaya karşıdır. Ona göre tek bir doğru ve gerçek vardır, gerisi tamamen yanlış ve sahtedir.

Reklamcılık, ahlakın beynimizde açtığı bu tek yönlü kanalları kullanır, dilediği sahteyi gerçek olarak zihnimize taşır. Beynimiz ise ahlakın ceberut bekçisi olduğu bu kanalı kapatabilecek, sahteleri reddedebilecek gücü, birikimi kendinde bulamaz.

Derinlik reklamcının düşmanıdır. Mümkün olan her şekilde her derinliği sığ bir ürün ya da kavram olarak önümüze iteleyiverir, onu sıradanlaştırır ve ortaya çıkan sahteliğe belirli bir ücret karşılığında herkesin sahip olmasını sağlar.

Web siteleri, özellikle ilk çıktığında sahteyi gerçek olarak sunabilmenin en ucuz ve en kolay yöntemi olarak kabul edildi. Düzgün bir tasarım ve yapılandırmayla, eğer iletişimi doğru kullanabiliyorsanız, hiç olmayan bir şirketi önemli ve büyük kurumsal bir şirket olarak gösterebilirdiniz, hala da gösterebilirsiniz. Ancak zaman içinde internet de kendi "reality check -gerçeklik kontrol" sistemini geliştirdi. Artık tek bir web sitesi yetmiyor, başkaları tarafından nasıl görüldüğünüz, ya da internetteki izleriniz - izsizliğiniz sizi ele veriyor.

Yalnızca "sizin yeterli gördüğünüz" bilgilerle müşterilerin karşısına çıkmak yeni dönemde yetersizliğinizin işareti olarak görülüyor. Yüzünüze yaptığınız makyaj ile bizlerin karşısına çıktığınız anda, tek bir düğme ile o makyajın arka planını görebiliyoruz. "Yeni moda", hiç bir şeyden korkmadan, çekinmeden gerçekliğinizi ortaya koyabilmekten geçiyor. Facebook bu ihtiyaçtan dolayı bu kadar popüler olabildi. Bize "siz" olarak geldiğinizde ancak bir değeriniz olabiliyor artık.

Benim en büyük hayalim, zihnimin bir robota transfer edilmesi ve insan olarak doğup robot olarak yaşayan "hybrid" varlık olarak yaşamımı devam ettirebilmek. Teknolojik ilerleme bunu benim için zamanında gerçekleştirebilecek mi bilmiyorum, ama yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Winebot - Şarap Degüstasyon Robotu, kanımca iyi bir başlangıç. Üç-beş konuda sahip olduğum degüstatörlüğümle, birlikte pekala iyi bir takım oluşturabiliriz diye düşünüyorum. Tabii, birinin sizi şarj etmesine muhtaç olarak yaşamak çok da hoş bir durum değil, ama onun da çaresini bulmak pek zor olmasa gerek.

0 yorum: