Tasarımcı, sokağa çıktığında, işine gittiğinde, taksiye vapura bindiğinde, evine döndüğünde havada baştan çıkarıcı bir tasarım soluyamıyorsa, oksijen maskesiyle yaşamaya mahkumdur hayatta kalabilmek için.
Evinin yanından geçerken, orta yaşlı kadıncağızın söyledikleri kelimesi kelimesine buydu: "Babam beni hayvan satar gibi evlendirdi, PC'miz bozuldu, işlem yapamadık." Bir gün önce söylediği cümleyi buraya yazmasam daha iyi, yarın bakalım ne söylerken oradan geçeceğim, göreceğiz.
Zaman zaman rastlaştığım, kibar bir kadının yılların baskısından bunalıp patlamasının haykırışlarına şahit oluyorum bir kaç gündür. Bu kadar kibar bir kadının, bir gün gelip neredeyse her cümlesinin içine "orospu" kelimesini yerleştirmesi, bu soğukta bahçeye çıkıp düşüncelerini orada kim varsa ve kim geçiyorsa, çekinmeden, çekinmek ne kelime bilhassa ve özellikle yüksek sesle anons etmesi, şiddetli bir yanardağı patlamasıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Sokakta kocası tarafından vahşice dövülen, ama karışmaya cesaret edemediğiniz, ucundan dokunsanız başınıza bela alacağınız bir vaka ile karşılaşmış gibi oluyor insan. Bir yandan kadıncağızın "İmdat" çığlıkları içinizi yakıyor, diğer yandan, bulaştığınız anda neler olabileceğini tahmin edemiyorsunuz.
Bir kere biliyorsunuz ki, bir günlük bir volkanik patlamadan sonra sessizlik gelmeyecek, aylarca, belki de yıllarca sürecek, çok ama çok kızgın lavlar akacak, epeyce canı yanacak.
İkincisi; kendisini, ailesini, çevresini ve hayatı bir bütün olarak sorgulama süreci aylar, hatta yıllar alacak. İçinde bulunduğu cendereyi hem anlayıp hem de kurtulabilmesi gerekecek ki, bu serüven ya tımarhanede, ya da hayatında öngöremediği bambaşka bir yörüngeye girerek sürecek -bitmeyecek.
Evet, uzun sürecek; zira genç kızlıkta 3 ay, 5 ay sürüp düzelebilecek bir kriz, 40 yaşına kadar ertelendiğinde, tıklım tıklım dolu bir "sabit diskin" dosyaları bir türlü organize edememesi gibi, verilerin birbiriyle ilişkisini sağlıklı bir şekilde kurması çok zaman alacak. Fark ettiğiniz gibi, PC'nin bozulmasıyla babasının zorla evlendirmesi arasında hiç bir ilişki yok, ama sabit disk öylesine dolu ki, RAM, yani hafıza, sıkışmış artık, tüm sorunları neden sonuç ilişkisi kurmadan birbiri ardına sıralamaktan başka bir işlem yapamıyor zavallı zihin.
Erkeklerimiz hanım evladı, kızlarımız prenses, tasarımlarımız kalitesiz
Yurtdışında yaşayıp hayatın mekanizmaları hakkında daha fazla bilgiye sahip oldukça, Türkiye'de ne kadar "koruma altında" yetiştirildiğimizi fark etmiştim. "Türk erkeklerinin tümü hanım evladı," diyerek tepkilerimi yansıtırdım o zamanlar. Kızlarımız da maşallah hepsi birer burnu havada prenses olarak doğarlardı. Ancak yıllar geçip yaşları ilerleyince, "hizmetçi" olarak öleceklerini -zor yoldan- fark ederlerdi.
"Koruma" ilginç bir fenomendir. Korumak, insanın dışa açılan duyargaçlarını kapatmak, veri akışını ve dolayısıyla zihnin veriler arası ilişki kurma yetisini geliştirememek demektir. Ama aynı zamanda, koruduğumuz kişinin hayatta kalmasını mümkün olduğunca güvence altına da almak demektir. Bu tür paradokslara, bizler, köylü ağzımızla, "iki ucu boklu değnek" deriz.
Medeniyet, toplum olarak hayatta kalmanın, gerçekten hayatta kalmanın, paradoksları "iki ucu boklu değnek" olmaktan çıkarıp kişilerin ve toplumun yararına olacak şekilde bir skala, dengeli bir spektrum yaratmak olduğunu bizlere öğretmiştir. Eğitim eksikliği olan toplumlarda, paradoksların hep bir tarafında ağırlık yaratılıp kalitesiz bir yaşam sürdürülür.
Kalitesiz yaşam, tasarımın düşmanıdır. Ya da şöyle söyleyeyim; tasarım olmadan kaliteli yaşam olmaz. Zira tasarım, yaşamın ve geçen zamanın her ayrıntısının dikkat ve özenle düzenlenmesidir. Özen gösterilmeyen hiç bir varlık, canlı ya da cansız varlık, kaliteli olamaz. İnsanların beyinsel yapıları dolayısıyla, özen gösterebilme becerisini kazanabilmesi için, eğitim görmesi gerekir.
Hanım evladı olmaktan kurtulamayan bir erkeğin, "gerçek" bir erkek olması ne kader mümkün olabilecektir? Böyle bir erkeğin tasarım becerisinin annesinin makasıyla kumaşları kesip biçen eşcinsel duyarlılığından daha öteye gidebilmesi ne kadar da zordur. İki parça kumaşı bir araya getirdiğinde bile annesinden büyük bir aferim alan kişi, yaşam platformlarındaki vahşi mücadelelerde silahsız ve barutsuz kalıp bocalayacaktır.
Tasarım, her toplumun harcı değildir yani, her toprak, her hava kalite üretebilen bir tasarıma yeterli oksijeni sağlayamayacaktır. Eğer bir tasarımcı, sokağa çıktığında, işine gittiğinde, taksiye vapura bindiğinde, evine döndüğünde havada baştan çıkarıcı bir tasarım soluyamıyorsa, kendi koltuğunda oksijen maskesiyle yaşamaya mahkumdur hayatta kalabilmek için.
Hanım evladı erkeklerden ve hizmetçi prenseslerden kurulu bir toplum, hayattan korunabilmek için birbirlerine yaklaşmaya, benzeşmeye, cemaatleşmeye mecbur kalacaktır büyük ihtimalle. Ve farklılık, öyle ya da böyle herkesin ortak düşmanı olacaktır.
***
Yukarıdaki yazıyı 17 Aralık 2008'de yazmış ama yayınlamamıştım. O günden bu yana ortayaşlı kadıncağız ortalıkta görülmedi, sesi çıkmadı. Dün bir arkadaşım evinin önünden geçerken duymuş sesini, "Canımı acıtıyorsun!" diye bağırıyormuş, kocasının ne dediğini anlayamamış.
Muhafazakar dindar kesimle pek ilişkim yoktur, ama bu kadıncağızla kedilere, hayvanlara duyduğu sevgi nedeniyle zaman zaman konuşmuştum. Sosyal ve ahlaki parametreleri beni dehşete düşürmüştü, başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. Ancak zekası ve kabını yırtmaya çabalayan yönü hemen fark ediliyordu. Şimdilik babasına ve hayata karşı yenilmiş gibi görünüyor, dilerim ona destek verebilecek bir kişiyi bulabilir bir gün.















0 yorum:
Yorum Gönder