
Deniz Seki’nin aylardır tutuklu olduğunu biliyorsunuz. Çok azımız bu tutuklulukta büyük hukuk ihlalleri olduğunu biliyoruz. Pek çoğumuz da ilgilenmiyoruz zaten.
Ben hiç kokain içmedim, ama içmek istiyorum. Yıllardır zaman zaman, “Kokain olsa da bir içip denesem,” diye geçiriyorum içimden, merak ediyorum.
Yasaları tam bilemiyorum ama, sanıyorum kokain içmek, bulundurmak, ticaretini yapmak Türkiye’de yasak. Çoğu ülkede de yasak galiba. Ama kokain ve benzeri uyuşturucular dünya ekonomisinde önemli bir yere sahipler.
Dünya kişilik nüfusunun büyük bir çoğunluğu, “öyle olsun ama öyle olduğu apaçık olmasın” diye düşünenlerden oluşuyorlar. Yani gerçekleri halının altına süpüren takım. Onların meydana getirdiği dünya düzeni bu işte: Kokain yasak, ama serbest.
Siyaseten doğrucular, evrimin sonucunda, en başarılı insan cinsi oldukları için mi çoğunluktalar, yoksa mantıken doğrucular, gerçeklerle daha iyi baş edebilen yeni nesil, daha gelişmiş cinsler mi?
Yasaklanan her şey, toplumun en eğitimsiz ve gelişmemiş kesimlerince sahiplenilir. Seks ve uyuşturucu böyledir. Hollanda’da uyuşturucu yıllardır kontrollü olarak serbest. Kullananlar arttı mı, hayır. Ama, uyuşturucu ölümleri çok azaldı. Şöyle söylüyor Hollandalılar; "Uyuşturucuyu, örgütlü suç konusuna indirgemiştik, artık toplum sağlığı konusu olarak ele alıyoruz."
Uyuşturucular, yaşamı kolaylaştıran, katlanabilir yapan araçların başında geliyor. İki sorunları var; gerçek hayattan koparıyor ve alışkanlık yapıyor. Ben bu konuda çok fazla bilgiçlik taslamak istemiyorum, zira gençlik dönemimde kullandığım hiçbir uyuşturucunun bana herhangi bir etkisi olmadı, onun için pek de anlamıyorum konudan yani. Ama kokaini merak ediyorum, reklamı çok demek ki.
“Siyaseten doğru” toplumu
Kendimi “kişilik azınlığı” olarak görüyorum. Kanımca tarih boyunca süregelen ve bitmeyen en vahşi ayrımcılık insan kişiliklerine yönelik olandır. “Siyaseten doğru”cular çoğunluğu, benim gibi, “mantıken doğru”cu azınlığına karşı siyasi, ekonomik ve fiziki şiddeti insanlık tarihinin ilk gününden beri uyguluyorlar.
Sorun herkesin “gerçekleri sindirme katsayısı”nın farklılığından meydana geliyor. İnsanlar gerçekleri kaldırabilecek, sindirebilecek güce sahip değiller. Birisine, “Sen beş para etmezsin!” dediğinizde, 100 trilyon hücreden oluşmuş bu devasa sistem, insan dediğimiz sistem çöküveriyor. Ego, insanın en büyük enerji kaynağı.
İnsanlar iki tür bilgiyle ne yapılabileceğini, ne yapabileceklerini bilmiyorlar:
1. Kendi dışımızdaki sistemi öğrenmeye yönelik bilgiler: "Marsın yarı çapı 3200 km" olduğu bilgisi. Milyarlarca insan böyle bir bilgiyi işe yaratabilecek bilgi ve bilgi işleme ve uygulama kapasitesine sahip değiller.
2. Kendi içimizdeki sistemi öğrenmeye yönelik bilgiler: "Sen eşini cinsel açıdan tatmin edemiyorsun," gibi bir bilgi. Kendimiz ve içinde bulunduğumuz düzenle ilgili temel sorunlarla karşılaşmayı istemiyoruz.
Midemizin, yediklerimizden sadece işe yarayanları özümseyip gerisini dışarıya atması gibi, beynimiz de gerçeklerin yalnızca küçük bir bölümünü, egomuzu besleyecek bölümü kabullenmeye ayarlı. Bilinçaltı, rüya, hayal kurma, şiddet kullanma, küfür gibi sistemler “fazla gelen gerçekler”i ehlileştirmek için kullanılan araçlar.
“Tanrı düşüncesi” gerçeklerle baş edebilme yeteneğine sahip olmayan insanların egolarını koruyabilmek için başvurdukları en güçlü alandır. Hem evrende ve hayatta hiçbir şeyin kontrol dışı olamayacağı güvencesi, hem de bütün bu gelip geçicilikte ve galaksi üzerine galaksi dolu bu “hacim”de kişinin, her bir kişinin bir anlamı, bir değeri olduğunun kalite kontrol belgeli onayı. Düşünün ki, bir role bürünüp kurallarına uyduğumuz sürece değerimiz sonsuza kadar yaşayacaktır. Hangi insan böylesine çekici bir teklife hayır diyebilir ki?
Bilmediğim bir konu var; siyaseten doğrucular, evrimin sonucunda, en başarılı insan cinsi oldukları için mi çoğunluktalar, yoksa mantıken doğrucular, gerçeklerle bir ölçüde daha iyi baş edebilen yeni nesil kısmen daha gelişmiş cinsler mi? Hangi seçenek doğru olursa olsun, bir şey kesin ki, insanın daha gelişmiş formlarının gerçekleri sindirme ve baş etme katsayıları bizlere göre çok daha yüksek olacaktır.
Uyuşturucuların yasak olmasının sebebi, insanların üzerindeki etkileri değil, bunların insan iradesini sıfırlayacak ölçüde alışkanlık yapmasıdır. “Bana alışkanlık işlemez,” diye düşünebilirsiniz, uyuşturucu kullanmaya başlayan herkes büyük ihtimalle böyle düşünerek girişmiştir işe. Ancak büyük bir bölümü alışkanlığın tutsağı olmuş, pek azı uyuşturucuları kendi iradeleri çerçevesinde kullanabilmiştir. Sorun, kimin hangi grupta yer alacağını, uyuşturucuyu kullanmadan bilemememiz. Siz bakmayın benim, “Kokain kullanmak istiyorum,” dememe, kendime benim ikinci grupta olacağım güvencesini verebilecek miyim?
Uyuşturucular, en azından bir bölümümüzün kullanmaktan vaz geçmeyeceği hayatla mücadele yöntemlerinden biri olarak kalacak tabii ki. Büyük ihtimalle, alışkanlık yapmayan cinslerini, ya da eşdeğerlerini bulup bize sunacaktır teknoloji. O zamana kadar, Deniz Seki’li ya da Seki’siz kokain içmenin riskleri hiç de az olmayacaktır sanıyorum.















0 yorum:
Yorum Gönder