Başlıktaki soruyu geçenlerde bir Coca Cola kutusuna sormuştum, ama size de sorabilirim: "Hepiniz mi aynı kutularda aynı hayatları yaşarsınız?"
Hayatımız aslında hep bir "çekim ve itim" içinde geçer. Birilerinin hayatına bakar imreniriz, biz de öyle yaşamak isteriz. Çevremize bakar yüzümüzü buruştururuz, başka türlü yaşamak isteriz. Bence evrim denen baş belasının -yani hep aynı kalsak çok mu kötü olurdu?- tek güvencesi de hepimizin içindeki bu çekim-itim meselesidir.
Londra'daki Film Okulunda, animasyon hocamız bir Volkswagen minibüsün içinde yaşardı. Okula eviyle birlikte gelirdi, eviyle birlikte giderdi. Bütün öğrenciler şimdi parmak kaldırın bakalım, hanginizin hocası bir minibüste yaşıyor? (Gecekondu desem, parmak çok tabii.)
Hippiliği anlatan 10 şey sayın deseniz, Volkswagen minibüs muhakkak bu listenin bir yerinde olacaktır. Kaplumbağa kabuğu gibi her gittiğiniz yere gidebilen ev düşüncesini daha iyi kucaklayan bir marka ve taşıt aracı da hiç bir zaman olmadı benim bildiğim kadarıyla.
"Seri üretim" denen kavramın ilk kez uygulamaya konması şu anlama gelir: "Bu kadar nüfusla, tüketim talep eden nüfusla baş edemiyoruz, imdat!!!" Ve kaçıp gitmeyi bile yine bir seri üretim ürünüyle, VW minibüsle yapabiliyoruz. İcatçı ekonomi dünyamız, artık herkese göre, kısa-uzun, yakın-uzak, zahmetli-kolay "kaçıp-gitme-ürünleri" satıyor. Marketten bir teneke Coke almak kadar kolay.
İnsanların hayatın yüküyle baş edebilmesinin iki kurtarıcısı var; yalan söylemek ve kaçmak. Her yalan, -beyaz, pembe, mavi, hangi renk olursa olsun- Gordiom'un düğümüne bir ilmek atar. Giderek içinden çıkılmaz olan bu düğümü çözmek için ya bir Büyük İskender bekleyeceksiniz, kılıcıyla kesiversin, ya da kaçacaksınız. Bunlar bizim belli başlı sorun çözme yöntemlerimiz.
Bu yılın başlarında yakın bir arkadaşımı kanserden kaybetmiştim. Kaybetmediğim başka bir yakın arkadaşımla geçenlerde konuşuyorduk ve ortaya çıktı ki, ölenle kalan, sanki hiç bir şey yokmuş gibi kanser hastalığından birbirlerine hiç söz etmemişler. Ne biri, "Ben gidebilirim," demiş, ne de diğeri, "Gidiyor musun?" diye sormuş. Ve bunlar konuşulmadığı için kaybettiğim arkadaşımın hastalığının ölümcül olduğunu bilmediğini varsayıyormuş kaybetmediğim arkadaşım. Oysa, kaybettiğim sevgili arkadaşımla işin başından sonuna kadar her zaman her şeyi açık açık konuşmuştuk ve her şeyi gayet iyi biliyordu. Yani, ben arkadaşıma karşı sevgimi konuşarak, diğeri de konuşmayarak göstermiştik. Alın size başka bir kaçış hikayesi, demem o ki.
Filmlerdeki, "Konuş benimle sevgilim," repliğini gerçek hayatımızda kim bilir kaç kez söylemiş ya da dinlemişizdir. Zaten öyle bir replik devreye girmişse, hiç kimse hiç bir şeyi konuşmaz, ya da yanlış, ya da yalan konuşur. Ben böyle gördüm, böyle yaptım. Konuşmak ne kadar zordur değil mi bazen. İki kelime söyleseniz iş anlaşılacaktır, yok, söylemezsiniz, söyleyemezsiniz. Sonrası malum.
Şimdi tam kaçış mevsimi. Adına "tatil" dediğimiz kısa dönemli, başı sonu belli kaçışların sezonundayız. Bulunduğun yerden memnunsan gider misin tatile? Gitmezsin. Yani hayatlarımızı baştan "kaçışa en uygun" şekilde tasarlamışız. Ya da bizim için tasarlamışlar, biz hazıra konmuşuz. Git kal yahu çok beğendiysen orayı, kalamazsın. Dön, on bir buçuk ay daha öl, bit, plan yap yeni kaçış için. Sistem bu.
Gelecek bir kaç yıl için benim kaçış planım motosikletle kısa, orta kısa ve uzun kaçışlar tertiplemek. Bu motosiklet kaçışlarını biliyorsunuz, "Hell's Angels" gibi sürü halinde yapmanız gerekiyor, yoksa yollardaki nalet tırlar, jipler sizi kolay yem olarak görüp mideye indiriveriyorlar. Sürü halinde gitseniz bile dikkat etmeniz gereken önemli kurallar var. En önemlisi, bizim hocaların neredeyse her saniye başı tekrarladıkları kural; "Uzağa bakın, önünüze, yanınıza bakmayın." Uzağa bakmazsak yem olmak işten bile değilmiş.
Ben bu motosiklet derslerinden sonra anladım bizim milletin çocuklarına motosikleti neden yasakladıklarını. Düşünsenize, motosiklet sürmesini bilen ve dolayısıyla "uzağa bakan" bir millet olduğumuzu??? Allah yazdıysa bozsun. Tövbe yani.
Yukarıdaki fotoğraftaki kız elinde bir Pepsi -ne kaypağım yahu, daha yazı bitmeden değiştiriverdim tüketici tercihimi- kutusu tutsa, "Hepiniz mi aynı kutularda aynı hayatları yaşarsınız?" diye sorsa hikayemize cuk diye otururdu, değil mi? Oturmadı. Artık o soruyu siz sorarsınız kendinize VW minibüsünüzde giderken, gezerken, kaçarken, kaçmayı düşlerken ve tüm ilişkin ve ilişkinsiz fiilleri gerçekleştirirken...
Perşembe, Ağustos 13, 2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
















0 yorum:
Yorum Gönder