Biz Türk erkeklerinin en büyük talihsizliğiyse kadınlarımızın deniz ve toprakla pek de barışık olmamalarıdır. Zamanında büyük oranda sevgilimin isteksizliği sonucunda kocaman teknem batmıştı. Toprakla olan babadan gelme, geçme yakın ilişkim ise yine kadınlar tarafında hiç karşılık bulamamıştı. Zaten "düşünsel" bir insan olarak sadece toprakla ilişki kurabilmem mümkün değilken, tek başıma bir toprak macerasına çıkamadım hiç bir zaman.
Hangisini seçeceğimiz bütünüyle kişiliğimizle ilgili bir konudur. Sorun, seçememek, seçemedikçe sürüklenmektir.
Şimdi çoğunuz Ege'den, Akdeniz'den, yani tatillerinizden döndünüz ve ilk günlerdeki gibi olmasa da aklınızın, dudaklarınızın bir köşesinde o güzelim kıyıların, kırların duru ve taze tadı var; masmavi deniz, yemyeşil ormanların içinde gezinip duruyorsunuz hayellerinizde büyük ihtimalle.
Ofislerimizdeki masalarımızdan, ekranlarımızdan dünyayı anlamaya ve yönetmeye çalışırken, evlerimize dönüp geride bıraktığımız o yeşilliklerde kalıp hayatı çok daha farklı yaşayanlar da var. Bu yazıda size onlardan bazı örnekler vermeye çalışacağım.
Bostancık

... Datça - Kızlan'daki arazimize 2008 haziranında taşındık. Bir süre Ankara'ya iş için gidip gelmemiz gerekecek ama planımız yavaş yavaş burada geçirdiğimiz zamanı artırmak ve sonunda full-time çiftçilik yapar hale gelmek.
... 2 yıl önce (2006) Datça'ya ilk geldiğimizde tüm yarımadayı çok sevdik. Kabaca 10 yıldır kendimize bir arsa arıyorduk. Bu amaçla Türkiye sahillerini epey bir gezdik, hatta Bolu civarlarında, Kizilcahamam dolaylarında ve Ankara'nın guneyinde Günalan köyünde bazı arazileri ciddi ciddi düsündük. Ama sonunda Datça Kızlan'da karar kıldık.

... Bu arada zeytinlerimiz hizli bir sekilde kararmaya basladigindan topladik. Gecen seneye gore daha iri ama sayica daha az diye dusunuyordum ben ama neyseki blog var ve hafizaya guvenmek zorunda degiliz. Gecen seneki kayda gore yarim kova zeytin topladigimiz ortaya cikinca anladik ki bu sene zeytini dorde katlamisiz.
Bostancık blogu
Meyveli Tepe

... Sebze adaları deneyimizde bu yaz, bugüne kadar topladığımız ürünlerin detay hesabını tutmadık. Fakat çok kaba bir hesapla, artı eksi yüz kilo sapmayla bir ton civarında olduğunu söyleyebiliriz.
Topu topu 9 tane sebze adamız var. Bunların her biri 1.20 x 2 metre ebadında. Yani her biri 2.4 metrekare. Böylece toplam alan 21.6 metrekare eder. Bu kadarcık bir alanda bir ton ürün. Ortalama metrekarede 40 kilodan fazla ürün almışız. Hala da devam ediyor. Bu rakamların çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Kaolin kilinden sonra bu yıl bizi en çok sevindiren, tatmin eden deney oldu.
Meyveli Tepe blogu
Sinek Sekiz

... Sonra, gün geldi, Ankara’yı terkedip İrem’le beraber Turgutreis’e taşındık. Hayatımız gerçekten değişti. Bugüne kadar bildiğimiz ve yaptığımız pek çok şeyin yerini başka şeyler almaya başladı. 9 dönümlük bir mandalina bahçesinin içindeki taş evde, rustik bir hayata geçmiş olduk. Bir yandan bahçe çapalayıp, odun kırıp, mandalina, erik, karadut reçeli yapıp, bir yandan fare kovalar, yaprak süpürür, çamur silerken bir gün İrem Çağıl patron bir yayınevi kurmaya karar verdi. Güzel, işe yarayacak ve zihin açacak kitaplar buldu, uğraştı, didindi ve bu kitapların yayın ve çeviri haklarını aldı. Kurumsal işleri halletmek için gittiği Ankara’dan arayıp yayınevine isim bulma konusunda beni memur etti. Mandalinalara bakarak isim düşünürken, İrem Çağıl’dan ikinci bir telefon ve yayınevine isim olarak Sinek Sekiz önerisi geldi. Tereddütsüz kabul ettik. Bu şekilde Sinek Sekiz Yayınevi hareketi başlamış oldu. Şu aşamada, patron yabancı yayınevleriyle kıyasıya pazarlıklar ve yazışmalar, şu kulunuz da kitap çevirisi içinde kalmışken, zaman geçmekte.
Sinek Sekiz blogu
Garova Günlüğü
... bu yörenin adı Karaova'dır. (bknz. Karaova) Buranın söyleyişinde baştaki harf değişir, hızlı söylenirken aradaki bir harf de yutulur ve "Garova" olarak telaffuz edilir. Garova bir ev şarabıdır ve satılmaz. Garova Günlüğünde, bağlarla, şaraplarla, bu yöreyle ve benle ilgili yazılar olacak. En azından öyle olmasını planlıyorum :)
Garova Günlüğü blogu
***
Yukarıdakiler, uzun bir listenin sadece bir kaç tanesi. Her ziyaret ettiğiniz blogdaki linkleri izleyerek siz de bu uzun listeye ulaşabilirsiniz dilerseniz.
Dünya tarihinin başından bu yana, "küçük güzeldir" ile "büyük güzeldir" arasında kıyasaya bir mücadele olmuştur. Her ikisi de doğru, her ikisi de yanlıştır aslında, hangisini seçeceğimiz bütünüyle kişiliğimizle ilgili bir konudur. Sorun, seçememek, seçemedikçe sürüklenmektir.















2 yorum:
Merhaba,
Buralara yolunuz düşerse ya da düşürmek isterseniz, bekleriz; kışın şömine başında oturmaya, bahçeden portakal koparmaya; yazın hamakta sallanmaya.
Sevgilerle,
Mektubunuz için çok teşekkür ederim. Sizler şömine başında sohbet ederken beni de anar, ve bahçenizden kopardığınız portakalı yerken, "bu dilim de Sinan için," derseniz benim için yeterli olacaktır.
İleride oralara gelince, sizlerle tanışmaktan büyük keyif alacağıma eminim. Yaratıcılığınızı ve hem hayatı hem de işinizi kaliteli yapma tutkunuzu uzaktan da olsa hayranlıkla izliyorum. Samimi yazınız için tekrar teşekkür ederim.
Yorum Gönder