ABD, önemli bir afyon üreticisi olan Türkiye'ye her zaman gıcık olmuştur. Hatta bir ara 12 Mart sonrası taşeron hükümetler zamanında Türkiye'de afyon üretiminin yasaklanmasını bile sağlamıştır. 1974 sonrası hükümetleri ekimi yeniden başlatınca da Türkiye'ye ambargo koymuştur.
Amerika'ya -özellikle öğrenci olarak- gidenler bilirler, "Türk" demek "hashish" demektir. Ben şahsen kaç kere "Türk haşişi" diye çeşitli otları satmak isteyenlere rastlamıştım. Hatta bir keresinde sarımsı, at boku gibi bir şeyi yanımdaki arkadaş meraktan almıştı 5 dolara.
Sultan 2. Abdülhamit'in Amerika'ya "doğum günü" hediyesi
Türk esrarının Amerika macerası 1876'da Sultan Abdülhamit ile başlar. Bizde pek sözü edilmez, hatta hiç sözü edilmez ama Osmanlı'da esrar içimi çok yaygındı.
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinin 100. yılı dolayısıyla Philadelphia'da düzenlenen Dünya Fuarı sanayi devriminin manifestosu gibidir. Graham Bell'in buluşu; telefon, Remington'un kişisel yazı makinası; daktilo, elektrik dinamosu gibi yeni sanayi icatlarının sergilendiği önemli bir fuardır. Fuara katılan Türk pavyonunun ana motifiyse, nargilede tüttürülen esrardır.
Diğer ülkeler sanayide yeni sayfalar açarken, Türkler de boş durmamışlar, fuarın en çok ziyaret edilen pavyonlarından birinin sahibi olarak Amerikan "tüttürülen uyuşturucu" sayfasını açıvermişlerdir. Yukarıdaki belgesel film, Türk pavyonuna olan ilgiyi, "Woodstock'a kadar Amerika'nın ilk ve en büyük esrar partisi" olarak nitelendiriyor.
Fuar sonrası, Amerika'da "Türk salonları" açılmış, elit zümre, buralarda esrarlı nargile ve haşhaşlı çikolatalar yiyerek keyif alemine dalmışlardır. Bir Amerikalının nargile görünce aklına esrar gelmesinin sebebi bu "Türk geleneği"dir. Hani "örfümüze, adetimize sahip çıkalım" meraklısı bir kesim var ya, onlara duyrulur. Halis milli esrarımız varken sanatçı tayfamızın ithal kokain ve kimyasal ürünler kullanmasını da kınamaları gerekir diye düşünüyorum.
Bu konuyla ilgili kısaca bir şey söylemek istiyorum. Benim açımdan uyuşturucu, berrak düşüncenin düşmanıdır. Bu nedenle uyuşturucunun -eğer kırk yılda bir içtiğim bir iki kadeh şarabın verdiği keyfi bu kategoriye sokmazsanız- bana hiç bir faydası yok, olmaz. Gençler açısından ise, onları "Uyuşturucu kullanmayın sakın ha!" diye korkutmaktansa, "berrak düşünmenin olağanüstü keyifli bir zihin uğraşı" olduğu deneyimini yaşatabilsek çok daha yararlı bir iş yaparız diye düşünüyorum. Ama hiç bir siyasetçinin ya da bürokratın böyle bir tasası olduğunu göremedim hiç bir zaman maalesef. Tam tersine, milleti bin bir uyuşturucu cinsiyle (ideoloji, vb) iğdiş etmeyi tercih ediyorlar, bildiğiniz gibi.















0 yorum:
Yorum Gönder