
Filmin ilk bölümü Paris'te geçiyordu sanıyorum, tüm sahneler evin içinde geçtiğinden anlamak için çok şansımız olmadı. İkinci bölüm boyunca ise İtalyanca konuşulan bir yerde, küçük bir lokantada misafir edildik.
Şimdi, olay şu: Sophie Marceau, kendisinin ve çevresindeki her şeyin değiştiğinden şikayet ediyor. Filmin ikinci yarısında hakikaten de değişiyor ve Monica Belluci oluyor. Filmin sonuna doğru bütün bu değişimlerin sebebini öğreniyoruz.
Meğerse trafik kazası olmuş, kızın annesi ve annesinin arkadaşının kızı ölmüş. Sağ kalan kız, sağ kalan annenin kızı rolüne bürünmüş. Biz de 1 saat 51 dakika boyunca bu ilkokul düzeyindeki "değişim" hikayesinin gerilimini izlemişiz.
Filmin ikinci bölümünü sinema tanrısına dua ederek geçirdim, "Yüce Lumière, lütfen Sophie Marceau'ya geri dönelim, Belluci'nin sinema oyuncusu gibi davranmasına dayanamıyorum," diye çaresizce yalvardım.
Gençler hatırlar mı Kadir İnanır'ı? Onun en başarılı rolü hiç bir şey söylemeden boş gözlerle bakmaktır. Belluci de Kadir İnanır'ın kadın şubesi gibidir, hareket etmeden dikilmesi ya da yatması üzerine kuruludur kariyeri. (Belluci, öyle kal, hareket etme lütfen, s'il vous plait.)
Filme giderken benim gizli planım şuydu: Filmin Avrupa havasını içime çekeceğim ve "Kurtarın bizi Amerikan filmlerinden!" diye feryat edecektim burada. Planım çalışmadı, ama o berbat filmde bile (Belluci'nin olmadığı bölümlerde) Paris'in havasını evin penceresinden girdiği kadarıyla içime çekebildim.
Kendinize eziyet etme amacı taşımadığınız sürece gitmeyin filme. Benim gibi Sophie Marceau hayranı iseniz de onunla Belluci'nin bulunmadığı mekanlarda ve filmlerde buluşmaya özen gösterin. Öptüm.















0 yorum:
Yorum Gönder