Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Perşembe, Ekim 29, 2009

Cumhuriyet kutlaması


Google, "yerelleştirme" uygulamasıyla her ülkenin önemli günlerini sayfasına yansıtıyor. Bugün Cumhuriyet konulu bir resim koyuyorsa Türkiye'de, 24 Nisan'da da Ermenistan'da "Soykırım" resmi koyuyor mesela. Başka ülkelerde nasıl oluyor bilmiyorum ama her seferinde de Türk basınında haber oluyorlar. Bizim zeka azlığımıza mı üzülelim, yoksa Google'ın geri kalmış ülkelerdeki aşağılık duygusunu nasıl ticari tanıtıma döndürebilmiş olmasını mı takdir edelim, siz karar verin. Dün Digiturk'te seyrettiğim bir filmde, genç bir çocuk ince piza dilimini gösterip, "Türkiye, Hindistan gibi ülkelerde 4 kişilik bir aile bununla doyuyor," diyordu. Çocukcağız, bizim basının terminolojisine göre, "Türkiye'ye jest yapıyordu," yani.

Bir kaç yıl önce, Avrupa ülkeleri zeka katsayısı (IQ) ölçümlerinde, listenin en sonundaki Sırbistan'dan bir yukarıda yer almıştık, yani Avrupa'nın "zeka kıtlığı ikincisi" olmuştuk. Benim merakım; "Aşağılık duygusuna sahip, patetik, ezik ülke" değerlendirmesinde birinciliği kimseye kaptırır mıyız acaba?

***

Google yine manşette: "Arama motoru Google neden 10 Kasım'da doodle kullanmadı?"


Çocuk gibiyiz, hep daha fazlasını istiyoruz, şartsız koşulsuz sevilmek istiyoruz. Google, 10 Kasım'da Atatürk için özel bir şeyler hazırlamadı diye, üzüldük, kırıldık, incindik. Belki bir gün herkes gibi biz de büyüyüp birer yetişkin oluruz. Google'ın da işi zor bu ülkede, çok zor.

Pazar, Ekim 25, 2009

Woodstock

Woodstock konulu bir film olacak, ben seyretmiş olacağım ve buraya iki üç satır yazmayacağım... Mümkün değildi tabii ki.

Günün anlamına uygun olarak filme kara şövalye kıyafetimde motosikletle ve tek başıma gittim. Salonda benimle birlikte 6-7 hippi dönemi eskisinden başka kimse yoktu. Bazılarının dini ya da kahramanlık filmlerini ne kadar berbat da olsa ilgiyle ve heyecanla izlemeleri gibi biz de bu filmi izledik. Filmin iyi ya da kötü olmasının hiç önemi yoktu yani.

Bu konuda çok da fazla ukalalık yapmayacağım. Woodstock bana göre 20. yüzyılın en önemli olayıydı ve işin vahimi biz farkında bile değildik. Orada olamadık ve yaşayamadık. Hissedemedik. Woodstock'u yaşamış bir insan olarak var olamadık.

Güzel kadınlarımızı aldılar, yetmedi, şimdi zekamızın peşindeler


Marilyn vos Savant: Dünyanın bilinen en zeki insanı.
Konumuz "duygusal zeka".

"Zeka testi" çıktığı ve uygulanmaya başlandığı andan beri "az zekiler" şoktan şoka girmeye başladılar. Çevrelerindeki asosyal, silik, itici, dörtgöz  insanların "yüksek zekaya" sahip olmaları, hatta "dahi" sınıfına girmeleri popüler, sosyal insanları çıldırtmaya yetti. Tüm bu "tuhaf insanların" kendilerinden üstün yanlarının olduğunun ortaya çıkması kabul edilebilir bir durum değildi. Kendileri tarafından kendileri için tasarlanmış bu dünyanın temellerini sarsabilecek kadar önemliydi.

Neyse ki, Daniel Goleman imdada yetişti ve "Duygusal Zeka" diye tanımladığı garabeti piyasaya sürdü. Tahmin edebileceğiniz gibi, yeni ölçümde popüler kişilerin sahip oldukları tüm "yetenekler" baştacı edilmişti.

Zeka, bildiğiniz gibi beynin temel "hesaplama (computing)" yeteneğini ölçer. Kişiliğiniz ve diğer yeteneklerinizi bunun üzerine inşa edersiniz. Mesela çok iyi bir ressam olmak için Einstein zekasına sahip olmanız gerekmeyebilir. İyi bir ressam da Görecelik Kuramını ortaya atamaz. Çok başarılı bir iş adamı insanlarla ilişkilerinde çok yetenekli ve becerikli olabilir, 120 IQ bunun için yeterlidir, hatta çok azı bile iş görebilir, ama Newton'un hesaplama ve akıl yürütme zekasıyla gerçekleştirdiği hiç bir şeyin yanına bile yaklaşamaz.

Duygusal Zeka, para ve popülarite sahiplerini yatıştırmaya, egolarını tatmin etmeye yönelik bir ölçümleme yöntemidir, ancak "zeka" değildir. Zeka ile uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Bu terimdeki "zeka" kelimesi, kelimenin anlamından yapılan bir hırsızlıktır sadece. Terimdeki "duygusal" kelimesi ise başkalarının duygularını yönetebilme (hadi, istismar demeyelim) becerisidir, yani "yüce duygulara sahip olma" demek değildir.

Pazartesi, Ekim 19, 2009

Coco Chanel & Igor Stravinsky



Film, Stravinsky'nin Bahar Ayini ile başladı. Heyecandan ne yapacağımı bilemedim; içimi büyük bir coşku kapladı, öylesine güçlü bir coşku ki, gözlerimden yaşlar aktı. Ve filmin sonuna kadar seyrettiğim her anı, her saniyeyi sevdim.

Film hakkında çok bir şey söylemeyeceğim, bana göre çok güzeldi, halkımızın büyük çoğunluğu büyük ihtimalle sevmeyecektir, onların zevkine saygısızlığım sonsuz. Ancak bu film dolayısıyla iki konudan söz edeceğim.

Birincisi; Fransız kadınının o taklid edilemez zerafeti. Hiç bir ülke kadınının hiç bir şekilde, hiç bir zaman sahip olamayacağı bir zerafete sahiptir Fransız kadını. Bu zerafeti yakından görmüş ve yaşamış birisi olarak kendimi çok şanslı sayıyorum.

İkincisi; hadi düşünün bakalım, Koç, Sabancı, Vakko, Eczacıbaşı ve tüm şirketlerin kurucularını düşünün. Mesela bizim modacımız Vitali Hakko'nun bir sanatçıyla olan aşkının filmi çekilsin, bu filmi Vakko finanse etsin ve bu filmde Vitali çırılçıplak sevişirken görünebilsin. Hiç bir Türk şirketi buna cesaret edemez. Biz korkağız çünkü. Ama bir Fransız şirketi, kurucusu Coco Chanel'in bir besteciyle olan aşkının filmini finanse ediyor, üstelik Coco'nun çırılçıplak seviştiği sahneleri bulunan bir filmi. Ve bu film Chanel'in kurumsal kimliğine destek veriyor.

Film öncesi, vizyona girecek 5 Türk filminin fragmanını izledim. Bu millet hiç traş olmaz mı yahu? Bu kadar mı sefil bir erkekler topluluğuyuz? Kadınlar da ne kadar basit, niteliksiz görünümlü! Neyse, o güzelim film başladı da, fragmanların zihnimdeki kirliliğini temizleyip süpürdü.

Pazar, Ekim 04, 2009

Deniz ve toprak: seçemeyenler için seçebilenler listesi

Bir erkek ne kadar baskın, ne kadar dediği dedik bile olsa hayatın şeklini belirleyen her zaman kadın olmuştur. Kadının benimsemediği bir hayatı yaşamanız neredeyse imkansızdır. Bu nedenle zıtlaşmak yerine kadının bu "genetik mi acaba" diyeceğim içgüdüsel, hem sezgisel hem de gerçekçi yanının keyfini çıkarmak yapılabilecek en akıllı iştir.

Biz Türk erkeklerinin en büyük talihsizliğiyse kadınlarımızın deniz ve toprakla pek de barışık olmamalarıdır. Zamanında büyük oranda sevgilimin isteksizliği sonucunda kocaman teknem batmıştı. Toprakla olan babadan gelme, geçme yakın ilişkim ise yine kadınlar tarafında hiç karşılık bulamamıştı. Zaten "düşünsel" bir insan olarak sadece toprakla ilişki kurabilmem mümkün değilken, tek başıma bir toprak macerasına çıkamadım hiç bir zaman.

Hangisini seçeceğimiz bütünüyle kişiliğimizle ilgili bir konudur. Sorun, seçememek, seçemedikçe sürüklenmektir.

Şimdi çoğunuz Ege'den, Akdeniz'den, yani tatillerinizden döndünüz ve ilk günlerdeki gibi olmasa da aklınızın, dudaklarınızın bir köşesinde o güzelim kıyıların, kırların duru ve taze tadı var; masmavi deniz, yemyeşil ormanların içinde gezinip duruyorsunuz hayellerinizde büyük ihtimalle.

Ofislerimizdeki masalarımızdan, ekranlarımızdan dünyayı anlamaya ve yönetmeye çalışırken, evlerimize dönüp geride bıraktığımız o yeşilliklerde kalıp hayatı çok daha farklı yaşayanlar da var. Bu yazıda size onlardan bazı örnekler vermeye çalışacağım.

Bostancık




... Datça - Kızlan'daki arazimize 2008 haziranında taşındık. Bir süre Ankara'ya iş için gidip gelmemiz gerekecek ama planımız yavaş yavaş burada geçirdiğimiz zamanı artırmak ve sonunda full-time çiftçilik yapar hale gelmek.

... 2 yıl önce (2006) Datça'ya ilk geldiğimizde tüm yarımadayı çok sevdik. Kabaca 10 yıldır kendimize bir arsa arıyorduk. Bu amaçla Türkiye sahillerini epey bir gezdik, hatta Bolu civarlarında, Kizilcahamam dolaylarında ve Ankara'nın guneyinde Günalan köyünde bazı arazileri ciddi ciddi düsündük. Ama sonunda Datça Kızlan'da karar kıldık.



... Bu arada zeytinlerimiz hizli bir sekilde kararmaya basladigindan topladik. Gecen seneye gore daha iri ama sayica daha az diye dusunuyordum ben ama neyseki blog var ve hafizaya guvenmek zorunda degiliz. Gecen seneki kayda gore yarim kova zeytin topladigimiz ortaya cikinca anladik ki bu sene zeytini dorde katlamisiz.

Bostancık blogu

Meyveli Tepe




... Sebze adaları deneyimizde bu yaz, bugüne kadar topladığımız ürünlerin detay hesabını tutmadık. Fakat çok kaba bir hesapla, artı eksi yüz kilo sapmayla bir ton civarında olduğunu söyleyebiliriz.

Topu topu 9 tane sebze adamız var. Bunların her biri 1.20 x 2 metre ebadında. Yani her biri 2.4 metrekare. Böylece toplam alan 21.6 metrekare eder. Bu kadarcık bir alanda bir ton ürün. Ortalama metrekarede 40 kilodan fazla ürün almışız. Hala da devam ediyor. Bu rakamların çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Kaolin kilinden sonra bu yıl bizi en çok sevindiren, tatmin eden deney oldu.

Meyveli Tepe blogu

Sinek Sekiz




... Sonra, gün geldi, Ankara’yı terkedip İrem’le beraber Turgutreis’e taşındık. Hayatımız gerçekten değişti. Bugüne kadar bildiğimiz ve yaptığımız pek çok şeyin yerini başka şeyler almaya başladı. 9 dönümlük bir mandalina bahçesinin içindeki taş evde, rustik bir hayata geçmiş olduk. Bir yandan bahçe çapalayıp, odun kırıp, mandalina, erik, karadut reçeli yapıp, bir yandan fare kovalar, yaprak süpürür, çamur silerken bir gün İrem Çağıl patron bir yayınevi kurmaya karar verdi. Güzel, işe yarayacak ve zihin açacak kitaplar buldu, uğraştı, didindi ve bu kitapların yayın ve çeviri haklarını aldı. Kurumsal işleri halletmek için gittiği Ankara’dan arayıp yayınevine isim bulma konusunda beni memur etti. Mandalinalara bakarak isim düşünürken, İrem Çağıl’dan ikinci bir telefon ve yayınevine isim olarak Sinek Sekiz önerisi geldi. Tereddütsüz kabul ettik. Bu şekilde Sinek Sekiz Yayınevi hareketi başlamış oldu. Şu aşamada, patron yabancı yayınevleriyle kıyasıya pazarlıklar ve yazışmalar, şu kulunuz da kitap çevirisi içinde kalmışken, zaman geçmekte.

Sinek Sekiz blogu

Garova Günlüğü




... bu yörenin adı Karaova'dır. (bknz. Karaova) Buranın söyleyişinde baştaki harf değişir, hızlı söylenirken aradaki bir harf de yutulur ve "Garova" olarak telaffuz edilir. Garova bir ev şarabıdır ve satılmaz. Garova Günlüğünde, bağlarla, şaraplarla, bu yöreyle ve benle ilgili yazılar olacak. En azından öyle olmasını planlıyorum :)

Garova Günlüğü blogu

***

Yukarıdakiler, uzun bir listenin sadece bir kaç tanesi. Her ziyaret ettiğiniz blogdaki linkleri izleyerek siz de bu uzun listeye ulaşabilirsiniz dilerseniz.

Dünya tarihinin başından bu yana, "küçük güzeldir" ile "büyük güzeldir" arasında kıyasaya bir mücadele olmuştur. Her ikisi de doğru, her ikisi de yanlıştır aslında, hangisini seçeceğimiz bütünüyle kişiliğimizle ilgili bir konudur. Sorun, seçememek, seçemedikçe sürüklenmektir.

Cuma, Ekim 02, 2009

Web yapma müzik dinle

Across the Universe



"The Beatles" çıktığında Türkiye'de televizyon yoktu. Onları dinlemek için tek şansınız radyo ya da pikap idi. Daha da ötesinde, bu şarkıları neden yazdıklarını, neye yazdıklarını bilemiyordunuz. En bilgiliniz bile dünyadan kopuk, gelişmelerden habersizdi. İlgilendiğiniz bir alanda kitap bulmak için kitapçılarda aç kurtlar gibi gezip aç kaldığınız, Amerikalıların kendi modernitelerini yaymak için askerlerini şehirlerinize göndermek zorunda kaldıkları zamanlardı. Şimdi, televizyonla çok daha fazlasını çok daha ucuza yapabiliyorlar.

"Across the Universe", Beatles müziğinden yola çıkarak bize yalnızca müziği değil, o dönemleri de anlatan bir film. Hangi müziği neden ve neye yazıldığı konusunda bir fikir sahibi olabileceğiniz, benim her seferinde keyif alarak izlediğim bir film.

Nothing's gonna change my world



Fiona Apple'ı "Across the Universe" filmiyle tanıyabildim. "K's Choice"den bu yana en keyif aldığım keşif oldu. Nothing's gonna change my world, ilginç bir parça. Kabullenme mi, kendi kabuğuna çekilme mi, yoksa karşı durma mı, net değil, bana net değil. Belki de hepsinden biraz, hatta öteye gitme var. Şarkıda sık sık tekrarlanan "Jai guru deva - om" mantrasının ne anlama geldiğini tabii ki o zamanlar bilemezdik.

Fiona'dan "Sleep to dream"


Fiona Apple - Sleep to dream


Yanlış bilmiyorsam, dünya Fiona'yı bu parçasıyla aldığı birincilik ödülüyle tanıdı. Ödül töreninde klasik teşekkür konuşmaları yerine, "Dünya pisliklerle dolu (full of shit), siz bize bakmayın, bizi taklit etmeyin, kendinizi, kendi yolunuzu bulun," diyerek "canımlı-cicimli" kesimden tepki almıştı.

K's Choice



K's Choice grubunu tanıyalı sanıyorum 10 yıldan fazla bir zaman oldu. Cocoon Crash albümünü kim bilir kaç kere dinlemişimdir. İki kardeşten, Gert ve Sarah Bettens'den kurulu gruptan çok umutluydum. Ancak daha sonra Sarah Bettens ayrıldı ve kendi başına çalışmaya başladı. Bence hata yaptı. İyi haber, tekrar bir araya geldiler ve bu yılın Ağustosunda ilk konserlerini verdiler.


Can I burn the mazes I grow
Can I, I don't think so
Where can I run to, where can I hide
Who will I turn to now I'm in a virgin state of mind
Virgin state of mind


Bu müziği dinlemeden, hissetmeden, yaşamadan ölmeyin.

Doğum günün kutlu olsun WYAY




Web Yapma Aşk Yap, 1 Eylül'de bir yaşını doldurdu. Doğum günün kutlu olsun Web Yapma Aşk Yap.