
Yahşi Batı, Avatar gibi filmlerin gündemde olduğu, haklarında makale makale üstüne yazıldığı bir zamanda, Chéri diye bir filmden söz etmek ne kadar ilginizi çeker, bilemem, ama filmin ilk 15 dakikasından itibaren nasıl olup da Colette'in hiç bir kitabını okumamış olduğuma hayıflanıp durdum açıkçası.
Filmin konusunu, "üç kişinin sevgi ve varolabilme gücünün duygusal temelde serüveni, ya da mücadelesi" diye özetleyebilirim. Bu anlamsız cümleyi açmaya çalışmayacağım, zira açmaya çalıştıkça daha da içinden çıkılmaz hale getireceğimden eminim.
Filmin sonuna kadar benim açımdan her şey çok güzeldi. Filmin sonunda dış sesin söylediğine göre, içine düştüğü durumu çözemeyen genç (siz bunu yazar ya da yönetmen kendine bir son bulamadı diye okuyun) kafasına kurşunu sıkar ve ölür. Bu son ile Colette'in karizması hafif çizildi benim açımdan ama, olsun.
Filmi seyrettikten sonra, Colette'i daha önce okumuş olsam da, "Büyük ihtimalle anlayamayacaktım," diye düşündüm. Michelle Pfeiffer'in, filmin sonlarında "Sana aşığım, ama artık çok geç," diyerek genç sevgilisini azad etmesi gibi (azad etmiş sayılır mı, çocuk kendini öldürdüğüne göre? Bence asıl kendini aşkından azad etti.) "Colette'ciğim, seni okumayı çok isterdim, ama artık çok geç."
Eve dönerken, okumuş olduğum kitaplardan kim bilir ne kadar da az şey anlamış olduğumu düşünerek geçti zaman.















0 yorum:
Yorum Gönder