Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Cumartesi, Şubat 27, 2010

Tarkan'ları ve uyuşturucuları serbest bırakalım


Zihin dolaplarımızdaki uyuşturucuları gözden geçirmenin zamanı hiç mi gelmeyecek?
  • Keyfine göre suçsuz insanları tutuklayıp hapishanelere atmak serbest, uyuşturucuyla keyif yapmak yasak.
  • İçki içip sızmak serbest, esrar tüttürüp zihin açmak yasak.
  • Mevlana'yla, Nursi'yle ruhunu dönme dolaba çevirmek serbest, kokain çekip uçmak yasak.
  • Dinlerle, ideolojilerle, milliyetlerle bölünüp birbirini yüz binlerle, milyonlarla kesip biçmek serbest, eroinle kendini öldürmek yasak.
Sahtekarlığa son verelim. Çocuklarımızın uyuşturucu bağımlısı olmasından çok korkuyorsak, onlar için inşa ettiğimiz zihin hapishanelerini yıkmakla başlayalım işe. Onları bir uyuşturucudan korusak, bir diğerinden koruyamayız.

Çevremize bakalım, aynada kendimize bakalım, içinde yaşadığınız zindanı görelim. Kendimize ve çevremize karşı yaptığımız sahtekarlıkların, korkaklıkların sonuçlarıyla yüzleşelim.

Yüzleşelim.

Pazar, Şubat 21, 2010

Orman yaşamı



Eğer bizim anlı şanlı şirketlerimizin yaptırdığı "müthiş" web sitelerinden tatmin oluyorsanız, devam. Yok, "Bu siteler çok yavan, hayat bundan ibaret mi acaba?" diye merak ediyorsanız, alın size bir web sitesi, bir "deneyim sitesi": Forestlife. İngilizce, Fransızca ya da herhangi bir dili seçip devam edin, keyfinize bakın.

Pazartesi, Şubat 15, 2010

Sevgililer günü ertesi yazısı: “Çırıl çıplak soyunma günü” fikri


Şeftaliden yapılma çıplak heykel, Sydney, Avustralya.

Gençliğimden bu yana inandığım bir teorim vardır; Türkiye’de herkes çırıl çıplak soyunup günde 10 dakika kendini seyretse, sorunlarımızın yarısı çözülür. Çiftler çırıl çıplak soyunup günde 10 dakika birbirlerini seyretse, sorunlarımızın tümü çözülür.

Çıplaklık insanın ruhunu arındırabilecek en güçlü araçtır. Bir kısmınız eminim çıplak denize girmiş ve suyun bedeninizi ve varoluşunuzu nasıl kapsayıp kucakladığını doyumca hissetmişsinizdir.

Ruhun, zihnin ve bir bütün olarak yaşamın arınmasında başlangıç noktası çıplaklıktır. Soyunduğunuzda, beden ve ruhunuzu tümüyle hissetmekle kalmayacak, kelimelerin de gereksizliğini fark edeceksiniz.

Eğer birine dokunamazsanız ona ad verirsiniz, ulaşamazsanız kelimeleri kullanırsınız, göremezseniz hayaller kurarsınız. En temel birliktelik, en güçlü bağ, sessizliği paylaşmaktır.

Giyinmek, hissedememek demektir. Üzerinize giydiğiniz her parça, daha fazla uzaklaşmaktır. Her kat elbiseyle daha fazla üşürsünüz, daha az görürsünüz, daha çok konuşursunuz. Facebook’ta, Twitter’da birbirine yapışan kelimeleri ve resimleri çaresizce birbirinize gönderip kalıcı bir huzur, büyük bir kapı, engin bir anlam ararsınız. Bulamazsınız.

Soyunun.

Perşembe, Şubat 11, 2010

“Teoman Günü”ne üç kala


Hacı Teoman Efendi.

“Sevgililer Günü” adını sevmeyenler için geçen yılki yazımda çeşitli isim önerileri getirmiştim: “St. Valentine yerine, Hatice, Mustafa ya da Teoman günü deyin,” demiştim.

“Teoman Günü”nü kutladıktan sonra, önemli günleri keyfe göre isimlendirmekten hızımı alamamış, Noel’i “Bayram-değil-seyran-değil Günü”, yılbaşını “Yok-mu-bu-yılları-durduran-yahu-imdat Günü” olarak geçirmiştim.

Mart ve Nisan aylarında kutlayacağım günlerin isimleri üzerinde de ciddi çalışmalar yürütüyorum. Gelişmelerden, hepinizi “Haberdar Günü” haberdar edeceğim. Haberdar Gününün hangi güne denk geldiği de henüz belirlenebilmiş değil doğal olarak.

Eğer bir sevgiliniz varsa, Teoman Gününü bankamatik memuru gibi, “al-hediye-ver-hediye” çerçevesinde geçireceksiniz çoğunlukla. Ancak günün özelliği, sevgilinize değil, gönül bağı hissettiklerinize kendinizi açmaktır. Mesela, Başbakan Erdoğan, eşi Emine Hanıma değil, eğer bir Teoman Günü kartı yazıp postaya verecekse, grevdeki Tekel işçilerine yazacaktır büyük ihtimalle, “Gönlüm sende, 4C’de buluşalım” diye. Çaktınız günün manasını.

Teoman Günü, şizofrenler ve benim gibi eski İnternetçiler için maalesef hiç de kolay geçen bir gün değildir. Anladınız; çok kişilik meselesi. 15 yıllık İnternet geçmişimle kendim dışında 3 kişiliğim daha var ve kavga dövüş hep birlikte yaşamak zorundayız.

Geçen Teoman Gününü kutlarken mesela, ağır arbede çıktı aramızda. “Senin keyfin yerinde, peki biz kime kart atacağız,” diye şikayet ettiler bütün hafta boyunca. Kafamı öyle bir şişirdiler ki, “Şunların hesabını kapatıp kurtulayım,” diye ciddi ciddi düşünmedim değil. Ama mümkün mü, hepsi de büyüdü, yakışıklı birer delikanlı oldular.

Bu yıl için söz vermiştim, hepsine birer Facebook hesabı açacaktım. Facebook hesabı kolay da, bir de arkadaş bulmak lazımdı bunlara. “Friends for Sale” diye bir uygulama buldum, rahatladım. Kaç kişi sizi arkadaş seçmişse değeriniz o kadar artıyor, siz de kendinize dilediğiniz arkadaşları satın alabiliyorsunuz. Üstelik arkadaşlarınızı “evcil hayvan” olarak kullanma imkanınız da mevcut. Bizimkilerin cebine bir miktar para koyup saldım Facebook çayırına, kendi arkadaşlarını kendileri bulsunlar, kazık kadar oldu keratalar, biraz sorumluluk üstlensinler.

Geçen hafta biliyorsunuz Meclisteki “yumruk-vekillerimiz” olay çıkarıp birbirlerini dövdüler. Ellerine sağlık, haftaya tekrarını bekleriz. Kavganın çok da becerikli yönetilmediğini düşünen Bülent Arınç’ın, Meclis Başkan vekili Güldal Mumcu’nun odasına gidip fırçayı çektiğini de biliyorsunuz tabii.

Bülent Bey yaptığından utanınca, önce, “Talep gelirse özür dilerim,” dedi. Taleple özür dilenmeyeceği hatırlatılınca da beklemeden özür diledi.

Aslında hoyratlık da bir dokunuştur biliyorsunuz, çok da hoş olmayan bir sevgi dokunuşu. Bu dokunuşla, Bülent Bey’in Güldal Mumcu’ya hayranlık duyduğu ortaya çıkmış oldu kanımca. Kınamam, hoşuma gider, birilerine hayranlık ve sevgi duymak güzeldir. Siyasetçi olduğu için bunu açıkça ifade edemez tabii ki, ama neyse ki bizler siyaset dünyasının dışındayız. Ve hayranlıklarımızı şu ya da bu şekilde ifade edebiliriz. Lütfen ifade edin, ifade edelim. Hepinize sevdiklerinize dokunabileceğiniz bir Teoman Günü dilerim. Yumuşakça dokunduğunuz, dokunduğumuz.

Pazar, Şubat 07, 2010

Grevdeki Tekel işçilerinin neden web siteleri yok ve Facebook'ta değiller, "twit" de yapmıyor keratalar...


Geçen yüzyılın eskimiş ideolojilerinden Liberalizmi hala çağdaş zannedenlerin, Tekel İşçilerinin grevlerini protesto ederken verdikleri "demirperde" görünümü ile eski yüzyılın demirperde ülkelerinden Ukrayna'daki seçimlerde yapılan bir diğer protestoyu yanyana koymaktan büyük bir keyif aldım doğrusu. Herkes kendi yorumunu kendisi yapsın lütfen.

Sosyal hareketliliğin durağan olduğu Yeni Zelanda’daki son seçimlerin en medyatik konusu, kadın başbakanın trafik cezasını ödeyip ödemediğiydi. Türkiye ise haber bolluğu konusunda şanslı ülkelerden. Çoğunluğu fabrikasyon olmak üzere müthiş bir haber akışı var. Halkımızın kafası çok karışmış durumda. Bu kafa karışıklığı amaçlanan bir durum olduğundan, haber üreticileri durumdan memnun.

Öte yandan, ne kadar ahmak da olsak, ahmak da görünsek, gizliden gizliye, zihnimizin, duygularımızın derinliğinde, bedenimizin ve ruhumuzun kirlendiğini hissetmiyor da değiliz. Kendimizi banyoya atıp defalarca yıkanmak, temizlenmek istiyoruz. Her temizlendiğimizde üzerimize bir kirliliğin bir türlü çıkaramadığımız isinin yapıştığını fark edip dehşete kapılıyoruz. "Ne olur, web sitesi olmasın, facebook, twitter olmasın, iletişim uzmanları olmasın, yalan dolan olmasın, acılarını, inançlarını, arayışlarını birinci elden ve olanca saf, duruluğuyla bize, doğrudan bize ve zihnimize ve yüreğimize açsınlar," diye yalvarıyoruz. Boyumuz boyunca battığımız bu kirlilikte onlardan hepimiz adına ve hepimiz için bir arınma diliyoruz. Amin.