Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Pazar, Mart 21, 2010

Kakül



Yukarıda resmini gördüğünüz Kakül, iki bina ötede yaşıyor. Bizim beyaz kedinin kız kardeşi. Ve iki haftadır kayıp olan Sevgili Bumbum'un en yakın arkadaşı. Kakül, şaşkın bakışlarıyla çok sempatik görünüyor. Kucağa alırsanız küfür ediyor, sevmiyor yani kucağı. Sahibinin söylediğine göre "Kedi AIDS"iymiş. Neredeyse her gün ziyarete gelir, 10-15 dakika dolaşıp gider.

Bumbum kayıp demiştim. Erkek kedilerin böyle uzun süreler yok olması çok tuhaf değil, ama hastaydı. Kısırlaştırıldıktan bir kaç ay sonra midesi şişmeye başladı. Erkek olduğunu bilmeyenler hamile sanıyorlardı. Veteriner, ödem oluştuğunu söylemişti. Bir ay süreyle her gün ilaç alması gerekiyordu, on beş gün dolmadan kayboldu. Küçükken omzumda gezdirirdim, çok hoşuna giderdi. İnsanları dudaktan öperdi. Geriye onunla el ele tutuştuğumuz fotoğraflar kaldı.

Pazar, Mart 14, 2010

Baharı nasıl karşılamak gerekir?



Yukarıdaki fotoğraf iki bahar öncesinden kalma, Topkapı Sarayının bahçesinden. Bu fotoğrafta, kızın bedeninden, yüzünden dışa vuran tutkuyu, çoğumuzun görüp bakmadığı küçük bir çiçeğin önemsenmesini ve dolayısıyla hücrelerimizin bilgisinden bütünümüzün anlayışına ulaşma çabasını ve tabii ki boylu boyunca uyanmış beyaz çiçekleriyle ilkbaharı seviyorum.


Gates ve Seinfield'in Windows reklamı
Bir kaç gün önce, televizyondaki bağırıp çağıran haykıran emreden reklamların arasında sessiz Şekerbank reklamını gördüm. Bu kadar gürültü edepsizliğinin arasında fark edilir umarım. Yıllarca çaresizce, "Arsız reklamdan zeki reklama ne zaman geçebileceğiz ey yüce reklam tanrısı," diye dualar ettim. Bütün dualarım gibi bu da cevapsız kaldı, kalıyor tabii ki. Şekerbank reklamını seyrettikten sonra nedense aklıma Microsoft'un Seinfield ve Gates'li reklamları geldi. En sonuncusunu Microsoft'un sitesinde bulabilirsiniz. Öncekini de webde arayın, ben sadece iki tanesini gördüğümü hatırlıyorum. Bu reklamları özellikle CEO'ların defalarca seyretmelerini dilerim. Bu arada Turkcell CEO'suna taş atmadan da edemeyeceğim haliyle. Bak, Gates, komedyen Seinfield ile bir araya gelebiliyor. Erkeksen sen de İvedik ile bir araya gelip reklam filmi çek. Ama, yok olmaz, onlar sosyete, İvedik'le ancak bizim gibi değersiz halk bir araya gelir.

Bahar meselesine dönelim bence. Aslında baharı karşılamanın en iyi yolu, içimizdeki Hippi'yi bir süreliğine özgürlüğe kavuşturmak. Biliyorum, Hippiliği yaşayabilmek için çevrende hiç olmazsa bir miktar Hippi olmalı, ama işin o tarafı çok zor. Tek ya da bir iki kişilik Hippi olabiliriz belki de. Yoksa bu bahar geçer, bir diğeri gelir o da geçer, tüm baharlar geçer ve gider. Bir de Heidi olabilirsiniz tabii ki, ama onun için sanki İsviçre Alplerinin dekorunda yaşamak gerekir. Başka bir alternatif de Carl Orff'un "Carmina Burana"sını izlemek. Ama dikkat edin çok tahrik edicidir.

Cuma, Mart 12, 2010

Kerpiç evlerde ölmeden yaşama sanatı



Mimariden terk bir öğrenci olarak sonraki hayatımda da mimarlıkla kıyısından köşesinden ilgilendim. En çok ilgimi çekenler, çevredeki doğal malzemeden yapılanlardı. Mesela, toprak evlerin hem sağlıklı, hem de yapımının kolay, ucuz olduğunu biliyordum. Bizim köylerde yapılanlar gibi değil de, sıkıştırılmış ve yüzde 10-20 civarında çimento eklenmiş bloklardan yapılan evlerin bir de onları yağmurdan koruyan geniş saçakları varsa 100 yıldan fazla yaşayabileceğini biliyordum. Anadolu'da güneşin yönüne göre ev yapma alışkanlığının olmadığını da biliyordum, aynı topraklarda binlerce yıl önce yaşayanların evlerinin bugüne göre daha becerikli ve akıllı olduğunu da. Yuvarlak taşları çamurla birbirine tutturmaya çalışarak "taş ev" yapmanın sadece depreme değil, akla ve bilgiye de büyük bir ihanet olduğunun farkına varanlardanım. Bu koridor gibi geçiş ülkesinde, her yeni gelenin bir öncekinin birikiminden faydalanmadan, eski bilgilerini yeni duruma göre geliştiremeden kör, sağır ve dilsiz yaşadığına ve yaşayamayıp öldüğüne tekrar ve tekrar şahit olanlardanım.

Peki, kerpiç evlerde ölmeden yaşamanın sanatı nedir diye sorsaydınız, size Fergus Padel'in fotoğraflarına bakmanızı önerirdim. Ne renkleri, ne çevreyi ne de duruşları abartmadan hepsini büyük bir bütünsellik ve alçakgönüllülükle ve tabii ki erkeklerin cesaret edemeyeceği kadar kadınsı bir depresiflikle birbirinin içiçeliğini bozmadan fotoğraflayan Fergus Padel'i hissetmenizi isterdim.

Pazar, Mart 07, 2010

İlkbahar geliyor, Boğaz’da gezip çürüyen ahşap binalara “Ah canım,” diye üzülme mevsimi açılıyor


Tahir Paşa Konağı, Çengelköy. Fotoğraf: sgurbuz.

Belediyenin söylediğine göre İstanbul’da topu topu 250 ahşap ev kalmış. Hepsi de çürüyor, zira bizim koruma anlayışımız böyle. Bir şeyi korumak mı istiyoruz, hiçbir şey yapmadan öylece bırakırız, çürür, yerine betonarme yapar, dış cephesini ahşap görünümlü plastikle kaplarız. Al sana ahşap ev, al sana tarih.

Boğaz’da, Adalarda gezer ve bu çürümekte olan ahşap evlere bakınırken, “Kültür Başkenti İstanbul” soytarılığına harcanan paralarla bu evlerden kaç tanesi restore edilirdi, onu düşünün. (Cevap: hepsi.) Keratalar, hala o reklamları gözümüze gözümüze sokup parayı sokağa atmaya devam ediyorlar. Fatih hepsinin boynunu vurdururdu bunların.

Neyse, biz yine de ilkbaharımızı üzmeyelim, ahşapsız bir İstanbul için akşamları balıklarımızı yiyip rakılarımızı içelim. Ben rakıyı sevmem, belki bilirsiniz, tepelere kır çiçeklerini seyretmeye giderim.

Salı, Mart 02, 2010

Viral reklam konusu çözülmüştür


Bu resmin aşağıdaki yazıyla uzaktan yakından bir ilgisi yok. Kamu hizmeti çerçevesinde konmuş olup özellikle işyerinde kestirmek isteyenler için yaratıcı bir "uyku tulumu" çalışmasıdır. [Kaynak: forrestjessee.com]

Destek Grupları / Güzel Yaşam portallarının gecikmesinin tek sorumlusu benim. Bir yığın işi aynı anda yapmaya çalışınca (mecbur kalınca) programın şaşması normal. Neyse ki sonuna geldik, bu ay beta yayına başlayacağız. Dilerim beğenir, kullanırsınız.

Bu tür portalların kullanımı yaygınlaştıkça tanıtımı da giderek zorlaşıyor biliyorsunuz. Klasik reklam kampanyası mantığını uygulamak çok pahalı olduğundan, sosyal medyada tanıtıma ağırlık vermeniz gerekiyor.

Viral pazarlamaya girişmeden önce işin kurallarını oluşturmamız gerekiyordu. Mesela Gittigidiyor'un "Sevgilime Kapak Olsun" videosu geçen yılın en başarılı çalışmalarındandı. Ama sahteydi. Ben bu "aldatılmanın" insanların bilinç altından hiç bir zaman kazınmadığına inanırım. Bu yüzden, "Destek Grupları" adını alan bir portalın, daha işin başında kandırmacaya dayalı bir tanıtımla ortaya çıkmasını çok sakıncalı bulurum.

Mucizeler eninde sonunda gerçekleşirler.

Diğer yandan, ne reklam kokan, reklam olan, ne de gerçeğe benzer kurgulanmış bir şey de istemiyordum. Tamamen gerçek olsun istiyordum. Üstelik gerçek olması da yeterli değildi; duygu sömürüsüne tamamen kapalı olmalıydı.

Bu kadar uzun bir "istemezük" listesinden sonra işe yarar bir şey yapabilmek bile mucizedir bildiğim kadarıyla. Ama mucizeler eninde sonunda gerçekleşirler. Evet, sonunda hiç beklenmedik bir yerden, benim orada burada zaman zaman çektiğim ve insanlara taciz edercesine sorduğum sorular ve cevaplarını kayda aldığım videolarımdan çıktı viral pazarlama filmi. Filmdeki kişilerden de izin alınca, "elde var bir" durumuna ulaşabilmiş olduk.

Bu videoyu şimdi gösteremeyeceğim, biraz bekleyeceksiniz, ama hoşunuza gideceğine eminim. İlla ki bir ipucu istiyorsanız, video benim klasik tacizkar sorularımdan biriyle başlıyor, "Haftada kaç kez seks yapıyorsunuz?" sorusuyla. Az sonra.