Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Pazar, Ağustos 29, 2010

Film: Ciddi Bir Adam / A Serious Man



Uzun zamandır görmek istediğim filmi en sonunda küçük bir sinemada görebildim. Film, Tanrının kurallarına göre yaşamaya çalışan bir adamın felaketlerle iç içe geçen hayatını anlatıyor. Konuyu şöyle özetleyebiliriz: Bir Tanrınız varsa, burnunuz boktan kurtulmaz.

Bizim din kültürümüzde "drama" ve dolayısıyla sorgulama olmadığından Tevrat'taki "Eyüp"ün öyküsünü pek de ciddiye alanımız, hatta bilenimiz yoktur. Tevrat'ın bol miktarda drama içermesi nedeniyle Yahudi kültürüyle yetişenlerin sanatta daha başarılı oldukları öne sürülür. (Bkz. Daniel J. Boorstin, "Yaratıcı Ruhun Evrimi") Ben de bu teoriye inanıyorum, zira genç yaşımda belli başlı Orta ve Uzak Doğu din kitaplarını okuyan birisi olarak, Tevrat'ın sanata en büyük katkıyı sağlamış dini kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Lise İngilizce edebiyat dönem ödevlerimden birinin "Job/Eyüp" üzerine olduğunu da burada söylememe izin verin.

Filmin konusu Tevrat'taki ünlü "Eyüp" figürü üzerine kurulu. Eyüp, başına gelen tüm talihsizlik ve acılara rağmen Tanrıya olan inancını sürdürür. Bu kara komedi, "Evet, sürdürün, sürdürün ve sürünün," diye dalgasını geçiyor "umuda inanan" herkesle.

Filmin bize verir gibi yaptığı tek umut; "Algınızı değiştirin," oluyor. Kahramanımız tam da algısını değiştirmeye başlamışken, mutat felaketler peşini bırakmıyor, algı malgı kalmıyor tabii.

Film kahramanının, Larry Gopnik'in yaşadıkları aslında sizin benim yaşadıklarımızdan pek de farklı değil, hatta nispeten az bile. Onun bütün film boyunca yaşadıklarını çoğumuz, özellikle benim yaşımda olanlarımız, içkimize meze yaparız, o kadar yani. Ancak her olayın Larry Gopnik için bir felakete dönüşmesinin sebebi, Tanrının her şeyi normal seyrinde düzenleyeceğine olan güçlü inancı. Bu inançla, olayların peşine takılıp sürükleniyor, olayları yönetemiyor. Kardeşi Arthur Gopnik, tam bir kaybeden, sadece bulduğu matematik sistemle kumarda kazanabiliyor. Kent yasaları oyun oynamasını yasaklayınca, Tanrıya kızıyor, "Bana hiç bir şey vermedin, vermedin," diye.

Filmi izlemek için, canınızın sıkılmadığı, keyifli bir döneminizde olmanızı öneririm. Film çok başarılı olmasına rağmen, içimizdeki "umut" denen can simidimizi parçalayıp paralamaya çalışıyor. Hassas ruhunuzu zedelemesin yani. Nasıl ki Tanrı sizleri kurallarına uymadığınız için cezalandırıyor, bu film de Tanrının kurallarına uyan seyircilerini cezalandırmayı deniyor.

Cuma, Ağustos 20, 2010

Esrar istiyorum, alkol içiyorum, sigara tüttürüyorum, öyleyse varım


Sigaraya, alkole gelince pek bir sağlık meraklısı kesilenler, nedense iş mesela GDO'ya, içerikleriyle toplum sağlığını dinamitleyen binlerce yiyeceğin market raflarında serbestçe yer almasına gelince dut yemiş bülbül kesilirler. Havamız kirlenip siyanür ve kükürt solurken ortada yokturlar. Irmaklarımız kimyasal atıklarla zehirlenirken yurt dışında inceleme ve tetkik gezisindedirler. Tüm Türkiye'nin ekolojisi göz göre göre yok edilirken kararların altındaki imzacıdırlar. Kendilerini ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar, biz onları iyi tanıyoruz, biliyoruz.

Bir kaç yıldan beri ilginç bir şey yaptılar; sigara ve alkollü içkileri yasalarda ikiz kardeş gibi birlikte koymaya başladılar. Yani birine gıcıksanız, öbürünü de gözden çıkarmanız gerekiyor. Ben bu ikiliye, uyuşturucuyu da ekliyorum ve üçünü de istiyorum.

Sigara ve alkollü içkilere konması düşünülen "Sağlık Vergisi" çerçevesinde, dün televizyonda Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer'i izledim; sigara ve alkol kullananları neredeyse gaz odasına göndermeye eşdeğer bir psikolojiye sahipti. Buz kestim.

Bu konuyu tartışmayacağım bile. Ben insansam; yaşamın, var olmanın bir keyif arayışı olduğunu düşünme özgürlüğüne de sahibim demektir. Uyuşturucu istiyorum, alkol içiyorum, zamanında yeterince tütün de tüttürdüm. Sevgili "Keyif-veren-üçlü", iyi ki varsınız ve var olacaksınız.

***

Ben, uyuşturucuların yasal olmasını savunuyorum. Unutmayın, terör ve suç örgütlerinin en büyük gelir kaynakları uyuşturucu parasıdır. Uyuşturucunun yasak olduğu her saniye, bir askerimizin, bir vatandaşımızın hayatına mal olmaktadır.

Cumartesi, Ağustos 07, 2010

Film: Yeni Bir Hayat



Filmin konusu özetle şöyle: Küçük bir kız, babası tarafından yetimhaneye veriliyor. Küçük kız, Jinhee, bu ayrılığı bir türlü kabullenemiyor. Kendini toprağa gömmek dahil her yolu deniyor, ama içimizdeki bu lanet yaşama güdüsü her seferinde galip geliyor. Hatta filmin sonunda, en nihayetinde, Jinhee evlatlık olarak bir aileye verilmeyi bile kabul ediyor.

Tüm film, babasının nefesinin, varoluşunun Jinhee'ye verdiği güven duygusunun kaybına olan isyanının ve yaşamda kalma mecburiyetinin mücadelesini anlatıyor. Nefis bir şekilde ve büyük bir samimiyetle anlatıyor.

Şimdi şöyle bir hinlik yapalım: Aynı konuyu Yeşilçam'a verelim. Bir kere kesinlikle Jinhee'ye yetimhanede birisi cinsel tacizde bulunurdu. Böyle bir sahne Yeşilçam filminin olmazsa olmazlarındandır. Sonra, yetimhane görevlilerinden en az birisi Jinhee'ye şiddet uygulardı. O da Allahın emri. Bol duygu sömürüsü, bol melodram, gözyaşı, makber şarkısı, minimum samimiyet falan yürür giderdik. Yani yukarıda Allah varmış, vermemişler bu senaryoyu Yeşilçam'a, kurtarmışız paçayı.

Sinemadan çıktıktan sonra şöyle düşündüm; herhalde bu Güney Koreliler çok iyi insanlar, çok samimi insanlar, yetimhane meselesini istismar etmemişler. Belli ki, Holywood ve Yeşilçam bela olmuş dünyanın başına. Duygularımızı bile doğru dürüst filme dökemiyoruz, ya da duygularımız sistemli ve şiddetli bir tacizin kurbanı olarak kirletilmiş, deformasyona uğramış, beş para etmez his parçacıklarına dönüşmüş. Ben bilemiyorum, siz karar verin.