
Akşamüstleri motora atlayıp Poyrazköy'e gitmek kadar beni keyiflendiren az şey var hayatımda. Köyün çayevinde, ayaklarımı uzatıp tepeden Boğaz'ı seyretmeyi çok seviyorum.
Üçüncü köprü ile bu bölgenin tamamı yapılaşmaya açılacağından, İstanbul’da “doğaya açılan koridor” bulmak giderek zorlaşacak yakında. Hayatın lezzetleri, ne biçim gelişme ve değişimse bu, her gün biraz daha uzaklaşıp erişime kapanıyor.
Anadolu Kavağı’ndaki “klostrofobik” kapalılık Poyrazköy’de yok. Sahilde, mutat “lokantacı saldırganlar” burada da önünüzü kesiyor hafta sonları, ancak çevre ferah, kendinizi kapana kısılmış gibi hissetmiyorsunuz.
Benim asıl sevdiğim, Akbaba’dan sonraki yol. Sağınızda solunuzda uzanan orman ve tabii ki tepenizde muhteşem gök, ve, ve, ve, o çok sevdiğim, içime çekmeye doyamadığım duru havasıyla yolculuğumun en keyifli etabı bu yol. 7-8 kilometrelik güzergah boyunca hemen her zaman, yol kenarında, bilmediğiniz türden bitkileri toplayan birilerini de görebilirsiniz, satın alıp mutfağınızda güzel bir salata ya da yemeğe dönüştürmenizi öneririm.















0 yorum:
Yorum Gönder