Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Pazar, Haziran 26, 2011

Vatandaş, otomobilinizden çıkıp kendinize bir bakın, bakalım, please!


İstanbul'a hiç denizden geldiniz mi? Su seviyesinden girdiniz mi Boğaz'a? Sizce bir "İstanbul filmi" su seviyesinden mi yoksa havadan mı girerek başlamalı? Hatırlarsınız, Yeşilcam filmlerinde Haydarpaşa'dan girilirdi. Fabrikatör Hulusi Beyin şımarık kızı ise Yeşilköy'den uçardı. Avrupalı Oryantalistler tabii ki Sirkeci Garıyla başlarlardı "Orient Express" gezilerine. Aslında ben bir Osmanlı kadırgasıyla Karadeniz'den girmek isterdim Boğaz'a ama tek bir yüzen kadırga replikası yok şu koca Türkiye Cumhuriyetinde, kimse fark etmemiş bu eksiği. Tek örnek var, o da Deniz Müzesinde. (Yukarıdaki resmin ve resim altı metninin aşağıdaki yazıyla ne ilişkisi var derseniz, var aslında, ama siz yokmuş gibi davranın, please.)

Trafik, otomobilin içinden farklı, dışından farklı görünüyor, yaşam da öyle.

Otomobiller, evet yeterince korunaklı, ama o küçük kutunun içinden dünyayı algılamak çok zor, ve yaşamak; çok kısıtlayıcı. Arabanızdan inip bir bisiklete ya da motosiklete bindiğinizde, şöyle bir bakıyorsunuz çevrenize ve, “Kendimize neler yapmışız, yapıyoruz!” diyorsunuz.

Arabayla güzelim doğanın içinden geçerken, her zaman, içinde bulunduğum kutunun beni dışarıdaki güzelliklerden yoksun bıraktığını hissetmişimdir. Otomobil ile "dışarı"ya hep yabancı kaldığımı düşünmüşümdür.

Trafikte arabaların birbirlerini nasıl da kilitledikleri, hep birlikte nasıl da kocaman bir “tıkanıklık” yaratıp hiçbir yere gidemeden birbirlerini iki adım geçip üstünlük sağlama çabasıyla hayatlarını geçirdiklerini izliyorum her gün. Aslında izlemek de istemiyorum, aralarından geçip gidiyorum.

Geçenlerde sıkça tıkanan Boğaziçi Köprüsü Beylerbeyi girişi yeniden tasarlandı, yollar genişletildi. Tıkanıklık yok oldu. Ama, daha önce şehir içinde giderken, artık şehirler arası bir yolda gidiyormuş gibi hissetmeye başladım. Ağaçlar, yeşillikler yok oldu, gerilere atıldı, uzaklaştırıldı.

Kendimize neler yapıyoruz, yapacağız böyle!” Daha prestijli bir kariyer, daha güzel bir sevgili, daha pahalı bir araba, daha kolay bir hayat “elde etmek” için nasıl da çevremizdeki yaşamı çöle çeviriyoruz! Arabamızdan çıkıp paten kullansak, segwaye falan binsek, daha farklı bir şehrimiz, daha farklı bir hayatımız olmaz mıydı? Kedilerimizi sepete, çiçeklerimizi saksıya tıkıp kendi küçük kutumuzda bizimle birlikte hapsetmeyi aklımıza getirir miydik?

0 yorum: