Perşembe, Temmuz 07, 2011
Balıklara "insani" ölüm hakkı
Kolunuza konan sivrisineğin üzerine, “Şırrrakkkkk!” diye sağlam bir şaplak indirip öteki dünyaya göndermek kolay tabii, bu hareketinizden dolayı size hayatı cehennem edecek bir hayvan hakkı harekatı yok henüz. Hayvancağız, öldüğüyle kalacak. Suçu ne? Kulağınızın dibinde “Vız vız!” etmek, vücudunuzdaki litrelerce kandan minik bir miktarını kendi sistemlerine transfer etmek ve derinizde kaşıntıya sebebiyet vermek.
Peki karıncanın suçu ne? Yemek kırıntılarını yuvalarına götürmek için duble yol inşa etmek. Alıyorsunuz marketten bir kutu sprey, "Fısss!" Ne karınca kalıyor, ne yol.
İnsanlar, “ilkel” olmaktan çıkalı beri, hayvan hakları gıdım gıdım yol alıyor hayatımızda. Kedi köpek gibi “sahibi olan hayvanlar" bu haktan yararlanabiliyorlar, diğerleri için çalışmalar sürüyor.
Geçen hafta, asfaltın üzerinde can çekişen bir balık gördüm. Boğaz’da, sahilde balık tutanların işgal ettikleri alanlardan birinde.
Gördüklerime o kadar inanamadım ki, şaşkınlıkla geçip gittim yanından. Sonra geriye dönüp “balıkçısı”nı, “Tamam bu hayvanları yiyorsunuz, bir şey demiyorum ama bari hemen öldürün, can çekişmesinler,” diye azarladım. Balığı yerden kaldırıp bir şeyler mırıldandı, anlamadım. Balığı öldürmek serbest ya, bu yolda her türlü gösteriye de izin var diye düşünüyoruz belli ki. Aslında yanlış yaptım, balığı tuttuğum gibi atmalıydım denize.
Biraz önce internette “how to kill fish humanely” diye bir arama yaptım. İlk çıkan yazıda, “Balığım hasta, nasıl öldürmeliyim?” diye soran bir “hayvansever”e, “Bir kere, kesinlikle tuvalete atıp sifonu çekmeyin,” diye başlayan bir öğüt manzumesi vardı. Bir diğerinde, balığın kafasına sert bir cisimle vurup ezmekten söz ediyordu.
“En insani yol”u sorana da, “yüzgeçlerinden içeriye rom dökün, gülümseyerek ölecektir,” deniyordu.
Bir yığın tavsiyenin sonunda, birisi soruyor, “İnsani mi?” diye. “Yiyeceğim balığı çok hırpalamadan nasıl öldürürüm diye sordunuz herhalde.”
En sonunda hayalimi gerçekleştirip teknemle balık tutmaya başladığımda, hayvancağızları nasıl öldüreceğimi bilemediğimden, balık tutmayı bırakmıştım. Bize o hayali satanlar, eninde sonunda bir canlının ölümüyle yüzleşmemiz gerektiğini söylememişlerdi.
Daha doğrusu pek de umursamamışlardı. Her gün yolda giderken bir iki kedi ya da köpek ölüsü görüyorum mesela. Siz her hangi bir belediye ya da karayolu görevlisinin, “Bu hayvanların yola çıkmasını nasıl engelleriz acaba?” diye düşündüğünü, ya da neden hep aynı noktalarda hayvanların öldüğünü düşündüklerini duydunuz mu? Umursadıklarını duydunuz mu?
Balıklara dönersek, balıkçı gemilerinin balıkları canlı olarak buza yatırdıklarını biliyorum. Bu hayvancıkların ölmesi ne kadar sürüyor, bilemiyorum tabii. Bu “insani” midir? ('Hayvani midir?' diye soramıyoruz zira o zaman kafalarına vura vura öldürmek geliyor aklımıza, sanki insanları daha kibar yöntemlerle öldürüyormuşuz gibi…)
Evet, insanları, hayvanları ve çevremizi sevmeyi, kıra döke ama adım adım öğrenebiliyoruz ancak. Bu yolda belki balıkları da “hayvan hakları” çatısı altında değerlendirebiliriz bir gün. Bir daha balıkçıya gidip "Canlı bunlar!" diye bağırıldığını duyunca, ızgarada cız bız balığın lezzetinin yanısıra bir de bu "balık hakları" meselesini düşünüverin lütfen. Şimdiden teşekkürler.
Unutmadan, yukarıdaki film fragmanını izleyin, havuzlarda burunlarında top hoplayıp zıplayan yunuslar nereden ve nasıl oraya getiriliyor, bir fikir sahibi olun, hiç olmazsa.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)















0 yorum:
Yorum Gönder