
Size göre "dört nokta", bana göre "self-portrait". Bazılarınıza göre "business chart", bana göre "kanatlarımdaki ağırlıklar ve hafiflikler". Eğer sorarsanız, "Hangileri ağırlık, hangileri hafiflik?" diye, "dinamik formlar, içinde bulundukları atmosfer ve zamana göre kendi ağırlıklarını ve hafifliklerini oluştururlar," derim. Tedavüldeki "algı" dünyasından, "düşünce" evrenine çektikçe kendinizi; siz de görmeye başlarsınız "self-portrait"inizi. Ama, resimdekiler belki de "dört nokta"dır sadece.
Türkiye’nin ünlü yöneticilerinden birine özgeçmişimi verdiğimde, sayfaları teker teker okuduktan sonra kağıtları önündeki masaya fırlatmış, hem hayal kırıklığı hem de öfkeyle, “Bunların hepsini yapmış olamazsın, yalan söylüyorsun!” demişti.
“Beni kurtlar büyüttü, kurtça dahil 35 hayvan dilini su gibi konuşuyorum,” ya da “7 yaşında yazmaya başladım, geçen yıl Nobel ödülü kazandım,” diye yazmış olsaydım, eminim çok daha inandırıcı olurdum. İnsanın doğrusal bir çizgi üzerinde ilerlemesi, ne kadar hızlı, ya da ne kadar yavaş, her zaman anlaşılabilir ve hatta beklenebilir bir şeydir; ancak neredeyse birbirinden çok farklı yaşam kesitlerini arka arkaya dizmeniz, pek de mümkün görülmez, teşvik edilmez, sevilmez. Hatta ürkütücüdür.
Birinden diğerine geçmek, ve hepsini de sanki her zaman yapıyormuş ve yapacakmış gibi ciddiyet ve önemle, iştahla, tutkuyla ele almak, benim gibi insanlar için çok kolay olmuştur. Kolay olduğu kadar da keyifli tabii ki. Matematik problemi çözmek gibidir, birini çözer, ötekine geçersiniz. Üstelik, başkalarına “dağınık” gelen, benim için “sistematik”dir. (Bkz. yukarıdaki resim.)
Bir diğer mesele de, “ödül” hedefiyle çalışmaz ve de “Örtmenim, örtmenim!” diye okulda ve hayatta durmadan elinizi kaldırmakla iştigal etmezseniz, hayat farklı bir şekilde akıp gidiyor. Geride bıraktıklarınız, ekmek kırıntısı gibi ya toprağa karışıyor ya da kuşlara yem oluyor ve iziniz zaman içinde kayboluyor.
Geçen hafta, bir sanat galerisi, 80’lerde yayınladığım sanat dergisini toplu olarak yeniden basmayı önerince, sadece gençliğimi değil, kaybolduğunu düşündüğüm o izleri de hatırladım. Şimdiye kadar hep kendime sakladığım, hatta çoğu zaman kendime dahi saklamadığım “izler” adına büyük boy 1300 sayfalık bir “hatırlatma” bana iyi gelir diye düşündüm. Hatta tam da “yeni dönemim”e rastlamış olması hoşuma gitti.
Yeni dönem? Bir yıldır yaşıtım arkadaşlarıma sorup duruyordum, “Hayatımızda önemli bir dönem geliyor, eskisi gibi devam edecek miyiz, yoksa daha farklı bir şeyler yapacak mıyız?” diye.
Beklenebileceği gibi kimseden zihnimi aydınlatacak bir cevap gelmedi, ben de kendi başıma düşünmeye devam ettim. Derken, geçen ayın başında, bir bilgisayar kölesi olarak boyun rahatsızlığım azınca, doktora gittim. Dönüşte oturup 40 yıllık hayat programımı yaptım.
Böylece ilk kez hayatımı planlamış oldum. Onar yıllık 4 bölüme ayırdım. Ayrıca her 10 yılı 5’erden ikiye böldüm. Ve her dilimde neler yapacağımı yazdım.
Bu vesileyle ortaya çıktı ki, şimdiye kadar ihmal ettiğim bedenim, eğer bana ve zihnime 40 yıl daha hizmet verecekse, epeyce ciddiye alınmaya ihtiyacı vardı. Düzenli olarak yüzmeye başladım. Bedenimi esnetmek için Tai Chi yapıyorum. Zaten sağlıklı bir diyetim vardı, yüzme sanıyorum ki metabolizmamı çalıştırdı, kilo vermeye başladım.
Hayatı programlamayı size de önerir miyim? Eğer gerçekleştirmek istediğiniz, olmazsa olmazlarınız varsa kendinizle ilgili, herhalde iyi bir şey program yapmak. Benim için nispeten yeni bir deneyim. Üçüncü on yıl için, “20 yılda yaptığın her şeyi çöpe at, ve her şeyi yaptığından, yapılandan daha farklı, daha öte olarak hiçbir norma bağlı kalmadan yeniden yapmaya başla!” diye bir komut var kendime verdiğim, en çok o dönemi bekliyorum sabırsızlıkla. Ancak, o komutu hak etmem gereken tam 20 yıl var önümde.















0 yorum:
Yorum Gönder