Öğreniyoruz. Önce ahşabı kesip kendimize ev yaptık. Bu benim en sevdiğim dönem. Sonra, süslemeye başladık. Eski saraylara bakın; içi dışı her yeri, şu resmi, bu deseni ile süslenmekten yorulmuş, ve hatta "Öööö!" aşamasına gelmiş, geçmiş tasarımlar. Sonra yeniden formu keşfettik. Kutu evler, kutu mobilyalar yaptık. Ve bugün, organik formun ABC'sini keşfetmeye çalışıyoruz. Ama daha yolumuz çok çok uzun.
Sadece formları ilkel bulmakla kalmıyorum, kendi beğenimi de ilkel buluyorum. Ne teknolojimiz ne de gözümüz (hatta beynimiz) formları yeterince algılamaya elverişli değil galiba. Önümüze çıkan her şeyi anlayabilmek için basit formlara dönüştürüyoruz. Gerçek şu ki, sadece hayatın kendisi değil, bu hayatın süre gittiği yeryüzünü de çok kompleks bulup bütüncül şekilde kavrayamıyoruz. Zaten bilgi üretim yöntemlerimiz öylesine evlere şenlik ki, yani yetersiz ki, kavrayamadığımızı ifade edebilmemiz bile büyük bir aşama kanımca.
Modern mimari ve tasarımla yapılmış bir çevrede ve hatta dünyada yaşamayı sevmiyorum. (Bu huyu son yıllarda edindim.) Ahşabın ham ya da fazla işlenmemiş halini, taşın çok yontulmamış ve çiçeklerden uzaklaşmamış evresini, ve tabii ki hayatın samimiyete dönüşmüş teslimiyetini seviyorum.















0 yorum:
Yorum Gönder