Web yapma aşk yap
Sıradan weblerden uzaklaşıp farklılaşmaya ulaşanlar için web tasarım, iletişim, marka, yaratıcılık ve yaşam blogu

Cumartesi, Şubat 26, 2011

You Will Meet a Tall Dark Stranger



Siyah Kuğu” filmi hakkında söyleyebileceğim tek şey; “Ben böyle filmler için çok büyüdüm,” olabilirdi. En önde oturup ayağımı uzattım ve ekranda o sıkıcı görüntüler geçip giderken bambaşka imgelerle zihnimi meşgul ettim.

Woody Allen’in son filmi, Kazakistan’da bile oynadı, bizde henüz programa girmedi. Ne biçim bir çöl burası?
Geçenlerde Kaddafi’yi izledim, aynı bizim Tayyip Erdoğan idi; kendi bildiklerine, inandıklarına öylesine sımsıkı sarılıyordu ki, diğer herkese hakaret ediyor, küçümsüyor ve gönlündeki şefkatin üzerine kilit üzerine kilit vuruyordu. Tehlikeli.

Ertesinde Kılıçdaroğlu’yla karşılaştım. Bir vizyoner değil, hayalci, hiç değil. Belli ki çalışkan bir yönetici. CHP’de görmeye alışkın olmadığımız yeni bir tür.

Bu haftanın ilginç özelliklerinden birisi de hem dününü hem yarınını su gibi bildiğim üçüncü türle* küçük bir temastı. Yarını bilmek hoş mu? Değil. Filmi izleyebilsek, Woody Allen'in bu konudaki düşüncesini de öğrenebilecektik. Başka bahara.

* üçüncü tür: benim de dahil olduğum ayrı bir insan türü

Çarşamba, Şubat 23, 2011

Gazeteciler neden bu kadar ucuza alınıp satılabiliyor?


Muhalefet parti merkezinin dinlenmesinden haberdar olduğu ortaya çıkınca, Başkan Nixon istifa etmek zorunda kalmıştı. Bizde bu tür dinlemeler normal karşılandığı için kimsenin kılının kıpırdadığı yok tabii ki.

Otomobillerde, önler ve arkalar sistemin “zayıf halkası” olarak tasarlanırlar; çarpışmada kolayca bükülüp darbenin etkisini emerek daha değerli olan orta kısma ulaşmasını önlerler. Gazeteciler, kamuoyu oluşturma sisteminin “zayıf halkaları”dır.

Zeki insanlarla çalışmayı seven Turgut Özal, başbakan olduğunda gazetecilerin eğitim ve bilgi düzeyi karşısında dehşete düşmüştü. Epeyce bir kısmını burslarla yurt dışına eğitime gönderdi diye hatırlıyorum. Faydası oldu mu, siz karar verin.

Bu yazıyı, Soner Yalçın’ın tutuklanması karşısında yığınla gazetecinin bayram etmesini anlayamayanlar için yazıyorum. Muhtemelen, Soner Yalçın, “zayıf halka” olamayacak kadar zeki, bilgili ve kişilikliydi ki, sistem onu “tükürdü”.

Pazartesi, Şubat 21, 2011

Kuralları başkaları yönetiyorsa, kural yoktur



Hafta sonunu bitiren en komik olay, KÜF Project’in yeni ve muhteşem protestosu üzerine yaşananlardı. KÜF, Ankara’daki altgeçide pisuar yerleştirip “Tuvalet 1 TL” yazmış, polis de buna “bombalı pankart” muamelesi yapıp bomba uzmanlarına patlattırmıştı.

Şimdi mobese görüntülerini tarayıp KÜF’çülerin kimliklerini belirleyeceklermiş. Bence öncelikle o altgeçidi banyo fayanslarıyla kaplayanın kimliğini belirlemeliler. KÜF'ün diğer sokak protestolarına www.behance.net/kufproject adresinden ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanımızın korsan kopyesinden izlediği "King's Speech/Zoraki Kral" filmini ben de 10 küsur lira ödeyerek izledim. Film güzeldi, klasik "iş başarma" hikayesiydi. Ama beni kesmedi tabii ki, zira uzun zamandır "ruhumu ısıtan" bir film izleyemedim.

"George VI"nın kekemeliğini yenme sürecinde aldığı desteğin milyonda birini biz alsak, değil İngiltere'nin, tüm galaksinin kralı olurduk herhalde. Biz, normal vatandaşlar korkularımızı yenemediğimiz gibi hayatımızda attığımız her adımda yeni korkular edinip edindiriyoruz. Kimimiz bu korkuların havasızlığında hayatını sona erdirirken, kimimiz de korkuların hiç olmazsa bir kısmını üzerinden atıp yürüyebiliyor yaşamın kalan kısmında.

Pazar, Şubat 13, 2011

Femen'den sevgililer günü hediyenizi aldınız mı ya da "136 subayı düşman ordusu gibi mahkeme salonuna kilitleyip tutukladılar"



Mısır olayları gözü açık olabilen Türkler için bulunmaz nimet oldu; "diktatörü indirdik özgürlüğe kavuştuk" hayalini gören bir halkı izledik bir iki haftadır. İçeriden olmasa da dışarıdan net olarak görüldü ki halk salak yerine konmuştu ve gerçekten salaktı. Patron ABD idi, yine ABD; halk piyondu, yine piyon. Dönüp kendimize baktığımızda daha farklı bir resim göremiyoruz tabii ki.

Balyoz davasında sanıkların tutuklanmasını nasıl ifade edebiliriz diye düşünürken kalbimdeki kelimeleri Soner Yalçın yerli yerine koyup yeleştirdi; Oda Tv'deki yazısında "Hafta sonu ise 136 subayı düşman ordusu gibi mahkeme salonuna kilitleyip tutukladılar, 27'sine de yakalama kararı çıkardılar," diye yazdı.

Ukraynalı kadın hakları örgütü Femen'in, sevgililer günü hediyelerini nasıl hazırladığını görünce, "İşte, benim doğum günü hediyem," diye düşündüm. Femen'de bana cazip gelen her fırsatta soyunup dökünmeleri ya da çıplaklıklarını böylesine rahat kullanabilmeleri değil sadece; konu ne kadar "ağır ve kasvetli" dahi olsa, neşeli, hayat dolu bir şeyler bulup çıkarabilmeleri. "Ben de sevgililer günü hediyemi Femen'den alacağım ya da kartları nasıl hazırladıklarını izlemek istiyorum," diyorsanız gideceğiniz adres burada: http://femen.livejournal.com/136759.html.

Cumartesi, Şubat 12, 2011

Sadece sevgililer değil, hepiniz gelin, bahçe manzaralı misafir odamız mevcuttur...


Komün

Bu yıl Sevgililer Günü dini bir günle çakışınca bir gün önceye, yani benim doğum günüme alındı.

Sevgililer günü dolayısıyla üç beş kuruş para kazanmaya niyetli esnafın akıllı bir operasyonuydu bu tabii ki. AKP döneminde eğlenceden pek de hoşlaşmayan din adamlarına bulaşmak, tartışmaya girmek istememişlerdi haklı olarak. Ancak, hiç beklenmedik bir "mucize" oldu ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, "Her iki sevgilinin de aynı günde kutlanması çok güzel bir tesadüftür," dedi. Haydaaa!..

Ama olan olmuş, programlar yapılmıştı. Benim doğum günüm kalabalıklaşmış, mutlu mutsuz bütün sevgililer akın akın gelmeyi akıllarına koymuşlardı bile. Gelsinler.

Gelsinler ama, öyle eskisi gibi, geleneksel uzun ve anlamlı bir sevgililer günü yazısı bekliyorlarsa, bu sefer pek de niyetli değilim. Zaten uzun yazıyı, hele ki ordan burdan dolanıp dere tepe gezen yazıları okuyacak kimse kalmamıştı. "Anlam" dersen, kimsenin bir şeyi anlamlandırmaya çalıştığı da yok. Hayatın topuna "geldiği gibi" vurmak daha moda.

Hepinizin sevgililer gününü kutlarım. Sevgilinize iyi davranın, olay çıkarmayın.

Çarşamba, Şubat 09, 2011

"Our boys" kağıttan kaplan? Yes?



Kenan Evren'e deseydi Süheyl Batum, "Siz kağıttan kaplansınız," diye, ne olurdu acaba?

Biliyorsunuz, "Our boys", 12 Eylül döneminde, kağıttan falan değil, harbiden 650.000 kişiyi göz altına almış, 98.000 kişiyi örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla yargılamış, 1.155 kişiyi (beslemekten imtina edip) asarak, işkence ederek ya da kuşkulu şekillerde öldürmüş, 14.000 kişiyi vatandaşlıktan çıkarmış, 30.000 kişinin siyasi mülteci olarak yurt dışına gitmesine neden olmuş, 39 ton gazeteyi, dergiyi, kitabı yakarak imha etmiş... "Bizim çocuklar" sağlam iş yapmış yani.

Ordunun şu andaki durumu için "The Lord Giveth and the Lord Taketh Away" sözü uygun düşüyor, Lord kelimesini ABD ile değiş tokuş ederseniz. Öte yandan, belli ki CHP ağzını açsa, ne dediği pek önemli değil, karşısındaki "Lord" destekli Neo-Our-Boys'dan, yani "kamuoyu-oluşturma-ordusu"ndan paparayı yiyecek, kaçış yok yani.

Pazar, Şubat 06, 2011

Bu adamla sevişmek cesaret isteyecek



Kararsızlığından, korkaklığından, sorumsuzluğundan, benmerkezciliğinden dolayı Defne Joy Foster'ı ölüme terk etti... Patronu babası olduğu için işten atmıyor. Dayısı mı amcası mı neyse, ölen kadına alçakça bir etiket yapıştırıp "Kerata"nın sırtını sıvazlıyor. Kız kardeşi, "Vay benim canım, ne kadar da acı çekti" diye bize hikaye anlatıyor.

Büyük ihtimalle hepiniz içinizden, dışınızdan bu zevzekliklere gereken cevabı vermişsinizdir. Ancak, bundan sonra hiç bir kadın yanında doktor, hemşire, kapıda ambulans ya da zihninde bir şüphe bulundurmadan bu adamla sevişmeyecektir, eminim.

Çarşamba, Şubat 02, 2011

Bir süre için hakaret edilmeden yaşayacağız

"Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar için" ya da "ucube" benzeri hakaretler bir süre için ertelenmiş durumdadır. Başbakanımız sadece kendisinin değil biz "%42"nin de insan olduğunu Kuzey Afrika'daki olaylar yatışana kadar dikkate alacaktır eminim. Tehlike geçince, her gazete okuyuşumuzda, televizyon seyredişimizde kulaklarımızı, gözlerimizi kapatmaya devam edeceğiz eskisi gibi.

Salı, Şubat 01, 2011

Beni al buradan



Rap müziğinin çekiciliği, içinde taşıdığı öfke ve başkaldırıdır benim için. Sessizce akan bir ırmağın ya da dingin bir gölün içimize saldığı huzur ancak derinden gelen bir isyanla anlam kazanır. Yaratıcılığın başka bir formülü olmamıştır hiç bir zaman.

Öte yandan, rapin deyişlerinin sığlığında, seksist ve dar açılı bakışlarında, ne derin anlamlar bulabilirsiniz ne müziklerinde ruhunuzu yüceltici tınılar. Rap budur işte; itilmişlikten, anlaşılmamaktan, üzüntü ve çaresizlikten kaynaklanan yalın, saf, çocuksu hatta sersemce bir öfke. Seversiniz ya da sevmezsiniz. Ben seviyorum.