
Henry Moore, heykellerinde büyük bir tutkuyla "unity" denen birlikteliğin peşine düşer. Formlarında ısrarla kullandığı yumuşak, akıcı, kucaklayıcı, kanatlanıp uçuşacak gibi görünse de yere kökten bağlı çizgileri, bu "birlik birlikteliği"ne ulaşmak içindir.
Bazen iş gelip "tutarlı" olmaya dayanır. Ben çok da sevmem bu kelimeyi, zorlama gelir, insan doğasına aykırı görürüm. Her şeyden önce beynimizin işleyişine terstir.
Tutarlı olmak; doğru olduğu iddia edilen bilgi ve davranış kalıplarının ipe dizilir gibi arka arkaya birbirini destekler şekilde dizilmesidir. Baharatçılarda gördüğünüz, patlıcan, bamya gibi yiyecekleri kurusun diye dizip asarlar ya, öyle işte.
"Davranışlarınız hiç de tutarlı değil!" Haydaa... "Düşünceleriniz tutarlılıktan tamamen yoksun!" N'apıcaz şimdi?
Arabayla şehirlerarası yolda gittiğinizde zaman zaman sağda solda ördek köpek gibi hayvan heykelleri görürsünüz satılık. Zevkli vatandaşlarımız bunlara para karşılığı sahip olurlar, hatta daha da ileri gidip bahçelerinin en mutena köşelerine yerleştirirler. Var benim de öyle bir kaç arkadaşım.
Arkadaşınızın bahçesindeki ördek ile mesela Rodin'in bir heykelini yan yana koymayı düşünür müsünüz? Diyelim ki, çok paranız var ve bahçenize bir Henry Moore yerleştirmişsiniz. Yanına da pipisinden su akıtan bir küçük çocuk heykeli. Zevk sizin, bahçe sizin.
Tutarlı bir davranış değil, değil mi? Paha biçilmez antika eşyalar ve sadece kitaplarda fotoğraflarını görebildiğiniz ünlü tabloların orijinalleriyle doldurulmuş bir yalının televizyon seyredip aile içi laklak edilen odasında İstikbal mobilya benzeri eşyaları görmemiş olsam mesela, "tutarlı olmak çook önemli" diyebilirdim, kim bilir. Ama demiyorum. Herşeyi aynılaştırmakla kendini rahat hissedenler günün her saniyesi bir tutarlılık meselesini önümüze koyup konuya ilgisizliğimizi cezalandırmak için gözlerini dikip dikip bakıyorlar sabahtan akşama zaten.
Tutarlılık bize ters. Ama, bir tasarımcı olarak, web sitesi olsun, kitap olsun, film olsun, müşterilerimiz için gerçek olmayan "tutarlı bir alan" yaratarak iş yapıp para kazanıyoruz. "Bu kırmızı oraya uymamış, şu kare öncekiyle bağdaşmıyor," türünde konuşmalar ile hayatımızı geçiriyoruz. Öte yanda, tutkularımız, arzularımız, duygularımız her türlü tutarlılıktan uzakta kendi yollarını bulup hayatımızı şekillendiriyor, yönlendiriyorlar. Bize sadece, çoğu zaman fark bile etmediğimiz, içimizdeki tutarsızlıkların zihnimizde yarattığı karmaşık suçluluk duyguları, tatminsizlikler kalıyor belki de.















0 yorum:
Yorum Gönder